Nedir?

Sıradan ya da çok özel bir insanı ele alalım.. Onun en büyük başarısı nedir, ne olabilir hiç düşündünüz mü? Mesela bir futbolcunun en büyük başarısı dünya yıldızı seçilmek, bir şarkıcının en büyük başarısı ise müzikleri en çok satılan ya da dinlenen olmak mıdır? Ben bunlardan bahsetmiyorum, kariyer başarısı değil sormak istediğim. Karakteristik başarı.. Bir insanın en büyük karakteristik başarısı nedir?

Aslında birçok cevap var bu konuda. Mesela benim en çok başarılı olmak istediğim konu olan sabır bu cevaplardan birisi.. Bir başka cevap ise dürüstlük, bir diğeri hoşgörü.. Yani ahlaki olarak iyi olan ne varsa..

Belki de en sadeleşmiş haliyle bir insanın en büyük başarısı iyi bir insan olmaktır diyebilirim.

Çınar
26 Eylül 2017

Konuya nasıl başlasam bilemiyorum.. Hissiyatımı yansıtacak hiçbir kelime yok şuanda.. Dün hastalıktan başımı bile kaldıramıyordum ve şuan oldukça iyiyim. Küçük ağrılarım olsa da bunlar beni yıldırabilecek şeyler değil. Bir anda fenalaşmamdan dolayı günün yarısını hastanede geçirdim ve en ağrıma giden şey ise ne fiziki durumum ne de psikolojik bunalımımdı.. En ağrıma giden şey 9.9.17 tarihinde sözlendiğim Kübram’ın yüzüne başımı kaldırıp bakamamaktı.. Evet, en ağrıma giden durum buydu. Etrafımda fır döndü gibi koşuşturan, ateşimin çıkmaması için sürekli müdahale eden, defalarca kusmama rağmen bir an bile bundan iğrenmeyen Kübram..

Başımı kaldırıp yüzüne bakamayacak kadar halim olmamasından ötürü mahcubiyetim var sana, rahatsızlığım verdiği ani tepkilerime ses etmediğin için teşekkürlerim borçtur sana. Hastalıkta sağlıkta kelimesinin anlamı buymuş, bunu öğrendim. Sevince böyle oluyormuş, bunu öğrendim.

Seni seviyorum…

Çınar
14 Eylül 2017

Biraz geçmişe dönerek başlayacağım bu denememe, lise hayatıma..

Lise 2 veya 3, pek hatırlamıyorum. Ailevi ve maddi olarak bir takım zorluğun içindeyiz, annem sabahları kahvaltı hazırlasa da kalkıp yemezdim, hala aynıdır, hala erken saatlerde kahvaltı yapamam. Bunun yerine okula gelip okuldaki sıcak poğaçalardan (poğaçalar sıcak olunca çok güzel gidiyordu mideye) en az 2 en fazla da 3 tane yer karnımı doyururdum. Karnımın doyduğunu bilmeme rağmen genellikle 2. derse girdiğimizde (kahvaltıdan ortalama 1 saat sonra) midemde bir guruldama meydana gelirdi. Siz deyin mide gurultusu ve ben diyeyim Gök Tanrı savaşı.. Öyle bir gürültü geliyor midemden ve ben de bundan oldukça çekiniyorum. Ben bu durumdan çekindikçe stres basıyor bu sefer de koltuk altlarım terlemeye başlıyor, sol koltuk altım sağ koltuk altıma göre daha fazla terler benim, ter bezlerimdeki anormallikten ötürü bir durum. Yani karnım tok olmasına rağmen midemde bir gurultu, ardından stresle gelen terleme olayı kısır döngü olarak birbirini takip ediyor. Bu durumu çözmek için yediğim poğaça sayısını yükseltmeyi denedim, poğaça yerine tost yemeyi denedim hatta ve hatta evde kahvaltı yapmayı bile denedim ama tek başıma çözemedim. Bu stresi 1 ay kadar yaşadım, stresimin sebebi de acaba karnımın gurultusunu başkası duyuyor mu, duyuyorsa aç olduğumu falan düşünmesinler diye… Neyse sonunda aklı başa devşirdim ve hastaneye gittim, anlattım doktora durumu, adam oldukça sakin ve önemsizmiş gibi dedi ki “gastrit var”. Gastrit? Bu mudur yani, benim onca stresimin tek sebebi gastrit mi? 2 ilaç yazdı birisini kullandım bir süre ardından onu da bıraktım, diğer ilaç zaten bulantı ilacıydı gerek yoktu kullanmaya. Neyse gel zaman git zaman derken ben bu durumdan çekinmemeye başladım, ben çekinmemeye başladığımda midemdeki gürültü azaldı, o an fark ettim ki benim olayım stresmiş, bunu anladığım anda tedaviyi de bulmuş oldum.

Lise zamanlarımda henüz karakterim yeni yeni otururken bu gibi bir durum yaşadım. Ardından üniversite hayatına geçtiğimde işim gereği sabah erken kalkıp Küçükbakkalköy’den Mecidiyeköy’e gidiyordum, ofis katımız 8. kattaydı ve asansör çoğu zaman dolu olduğu için o katları birbir çıkmam gerekiyordu. Bunun sonucunda ise deli gibi terlemiş oluyordum, bu durum ister istemez can sıkıcı oluyordu, herhangi bir çanta taşımadığımdan dolayı deodorant da taşıyamıyordum yanımda. O yüzden ofise girmeden önce 5 dakika soluklanır ve terimin kurumasını beklerdim. Yine aynı bu şekilde bir gün terimi kuruttum ve masamın başına geçtim, ardından çok sevdiğim kişiler arasında yer alan Burak abi geldi ofise ama nasıl geldi görmelisiniz, mavi gömlek giymiş ve gömlek tabiri caizse sırtına yapışmış. Gömleğin önü bile ıslaktı, “abi” dedim, “su falan mı döküldü üstüne”, “yok lan ben çok terliyorum” dedi. O an anladım insani kusurlardan çekinilmemesi gerektiğini. İnsan vücudu bu, aşırı yüklenirsen elbet ki terler ve oldukça normal bir durumdur. Terlemek ayıp değil, çok fazla terlemek de ayıp değil hatta cımcılık olmakta ayıp değil, bu gibi durumlarda rahat olun, çok terliyorsanız kendinize iş yerinizde veya aracınızda bir deodorant ayarlayın, teriniz kurumadan bolca sıkın vücudunuza uygun bir yerde, terden ötürü gömleğiniz ıslanmış ama tişörtünüzde tuz lekesi olmuş çekinmeyin. Bunlar insani kusurlardır, herkeste olabilir ve yadırganamaz. Yadırgayan insanlar varsa da doğrusunu gösterin ki böyle bir ayıp yapmasınlar..

 

Çınar
13 Eylül 2017
Seyahat Planım…

Çok uzun zamandır istediğim ve 1 kişi hariç kimseyle paylaşmadığım bir plan, güzel ve uzun bir gezi. Nihayet gitme kararımı aldım, Pazar günü sabah 8 civarında evden motorum ve çadırımla çıkış yaparak aşağıdaki haritada işaretlediğim yerleri görmeyi planlıyorum.

Güzergahım şu şekilde:

harita

Yukarıdaki güzergaha göre ilk durağım Bodrum olacak, Salihli’den Bodrum’a gitmek yaklaşık 4-5 saat belki de ortalama hızıma bağlı olarak 6 saat olacağı için ilk molamı Kuşadası’nda vermeyi planlıyorum. Kuşadası’nda öğlen kahvemi içtikten sonra bir şeyler de atıştırıp Didim’e doğru yola çıkacağım. O anki yorgunluk durumum ya da ruh halime bağlı olarak Didim’de mola verebilirim ya da doğrudan Bodrum’a geçebilirim. Bodrum’a geldiğimde ise Bodrum’da bulunan 5 kamp alanından bana en uygun olanına yerleşip ilk günümü orada geçireceğim. Tabii ki konaklamadan önce Bodrum’un ne kadar gezilecek yeri varsa oraları gezeceğim, ardından ise illa ki hafif bir yorgunluk çökecek ve tahminen saatler 11’e doğru yaklaşacak. Bu saatlerde çadırımı kurabileceğim yere gidip telefondan biraz dizi izleyip yatacağım. Tahminime göre doğanın muhteşemliğinden ötürü saat 7 civarında vuran ilk ışıklarla uyanacağım. Bu uyanıştan sonra büyük ihtimalle yolumu Marmaris’e doğrultacağım ve yine büyük ihtimal kahvaltımı Marmaris’te yaparım. Marmaris’in de gezilecek yerlerini gezdikten sonra ver elini Dalyan…

Dalyan’da ilk ziyaret edeceğim nokta 2800 yıllık bir tarihe sahip olan Kaunos Antik Kenti olacak.

kaunos antik kenti dalyan

Yukarıdaki fotoğraf bahsettiğim yer olan Kaunos Antik Kenti’ne ait. Burada bol bol fotoğraf çekileceğim, video da çekebilirim belki. Kaunos’un alttaki yerlerinin de çoğuna gitmeyi planlıyorum.

Dalyan_caunos_map

Kaunos ziyaretinden sonra güzergahımın sonraki durağı olan Dalaman’a geçiş yapacağım.

Ardından ise yine tarih kokan bir yer olan Telmessos’a gitmeyi planlıyorum.

Telmessos

Geceyi Dalaman’da geçirmeyi planlıyorum bu arada, 2. gecemin konaklama yeri Dalaman olacak gibi ama elbette o anki ruh halime bağlı değişkenlik gösterebilir. Dalaman’dan sonra sırada hayatım boyunca en çok gitmek istediğim yerlerden birisi olan Ölüdeniz!

Fethiye tarafında gezilebilecek çok fazla tarihi alan var, hangisinin fotoğrafını eklesem bilemiyorum, orada olduğumu düşünmek bile pekala bir heyecan patlaması yaşatıyor minnak kalbimde.. Fethiye’de ilk gideceğim yer yine tarihi alanlar olacak, bu alanların en başında ise Kayaköy geliyor.

Kayaköy

Kayaköy

Kayaköy gezisi ardından ise Fethiye Kral Mezarları’na gitmeyi düşünüyorum.

kral mezarlari

Kral Mezarları yukarıdaki fotoğrafta gördüğünüz yer. Ne muazzam!

Ardından diğer durağım olan Kaş’a doğru ilerlerken Pınara Antik Kenti ve Tlos Antik Kenti’ni ziyaret edecek gibiyim. Bu arada saatin kaç olduğuna bağlı olarak konaklamamı Fethiye’de ya da Kaş’ta yapabilirim, bu konuda net bir durum söz konusu değil şuanlık.

dalaman

Yukarıdaki fotoğrafın bulunduğu yer Kaş’taymış, bu alanı görmezsem gezimi tamamlamış sayılmam. O yüzden Kaş’ta uğrayacağım ilk yerlerden birisi yukarıdaki fotoğrafın çekildi yer…

Gezimin sondan 2. durağı ise Antalya merkez. Antalya’da gezilecek onlarca yer var, buraları gezdikten sonra Antalya’da konaklamayı planlamıyorum, yönümü eve çevirip yolumun üstünde olan Denizli’de bulunan Pamukkale travertenlerine gideceğim. Bu kadar yakınımda olmasına rağmen hala görmediğim bir yer travertenler.

pamukkale traverten

Pamukkale travertenleri de ziyaret ettikten sonra eve 150km’lik bir mesafem kalıyor. Bu mesafeyi katettikten sonra benim de herkese anlatabileceğim güzel bir tatil öyküm olacak, elbette sağ salim gelmek nasip olursa.

*Ek not, yazının başında ve Twitter’da Pazar sabah 8 olarak plan yapmıştım fakat Cumartesi akşam sözüm olduğunu ve misafirlerimizin olacağını düşünürsek bu plan Pazartesi sabah 8’ine kalabilir. Ne de olsa benim için gelen misafirleri Pazar günü bırakıp da bir yerlere gezmeye gidemem. Elbet ki bahsettiğim kişi kuzenim Burak, yoksa diğerleri hep geri döner. O sıkıntı yapmayacak olursa Pazar sabahı, gönül koyacak gibi olursa ise Pazartesi sabahı bu geziye çıkmayı planlıyorum. Oldukça kısıtlı bir bütçe ile oldukça eğlenceli bir tur yapmayı planlıyorum, büyük ihtimal maddi olarak rahat etmesem de gezdiğim yerlerin her birine değecek anılar biriktireceğim. Bu gezi sonunda ise mutluluğun para değil benzinden ibaret olduğunu kanıtlayabilirim gibi geliyor. Ne de olsa benim için önemli olan güzel yemekler yemek değil güzel anılar biriktirmek. Belki bazı yerlerde kuru ekmeğe talim ederim ama adım gibi eminim ki muhteşem bir anı olacak benim için. Belki ileride çocuklarıma bile anlatabilecek olduğum… Düşünsenize, babamın yaşına geldiğimde Türkiye’nin her yerini gezmiş birisi olabilirim, herkese gidilebilecek yer tavsiyesi sunuyor olabilirim, bu benim için bir özelliktir, bu gezi ise yaşımın en uygun olduğu zamanda yapmam gereken bir hareket..

Çınar
8 Eylül 2017
Mucize mi? Gökyüzüne bakın

Hiçbir şeyin umrunuzda olmadığı bir an vardır, en azından artık öğrendim, varmış. Açık kasa transitin kasasında gece yarısında annenizin kucağına uzanıp bulutsuz gökyüzünü izlerken anladım, benim hiçbir şeyi takmadığım an tam da bu anmış.

O kadar güzel bir manzara var ki önümde yazmazsam olmazdı, unuturdum hissiyatını. Doğrudan kaleme yapışmadım elbette, önce keyfini çıkardım uzunca, sonrasında ver elini Beyaz’a…

Havanın soğukluğunu kıran sıcaklık annemin dizinde oluşumdan ibaret, tıpkı 4 aylıkken dizlerinde sallandığım an kadar huzurlu şuan. İnsan yapımı bir tenekenin kasasında bu kadar zevk aldığımı hatırlamıyorum, her ne kadar yol aydınlatma ışıkları ve yüksek binalar anı mahvetmeye çalışsa da annemin sıcaklığı ile gökyüzünün muhteşemliği izin vermiyor bu duruma. İnanın bana, yanımdan geçen kamyonlardaki ineklerin tezek kokusu bile mutluluk hormonu benim için şuanda. Onlarca büyük derdimin yanında tüm doğallıklar adeta uyuşturucu etkisi yaratıyor gönlümde. Morfin almışım da hayatı toz pembe görüyorum gibi.

Bu satırları yazmak, bu kelimeleri dokumak… Yıldızlar iğnem oldu gökyüzü ipliğim. Her harfimde yıldızların işçiliği ve gökyüzünün kalitesi… Belki siz hissedemiyorsunuz şuan ama kelimeler inanın bana, kifayetsiz benim için. İçinde bulunduğum an nirvanalarımdan birisi ve bu anın daha fazla tadını çıkarmak için bırakıyorum artık kalemimi..

Yıldızlarda görüşürüz…

Çınar
20 Ağustos 2017
Kim daha yalnızdır?

Çok yazdım, çok sildim. Sitem de ettim, yakardım da.. Sonuç; geriye kalan tek satır başlık…

Çınar
15 Ağustos 2017
Yaz kızım: İnsanlar bilgisayarlara benzer…

yaz kizim
Kelimenin tam anlamıyla insanlar da aslında birer mekanik mekanizmadır. Bilgisayarlar, otomobiller, ev aletleri vb. gibi her insan parçalardan bir bütünü oluşturur ve her bilgisayarın özelliklerinin farklı oluşu gibi insanların da özellikleri farklıdır. Örneğin bir bilgisayarın HDD’si 120gb olabiliyorken bir diğeri gigabyte değil terebyte ile ölçülür. Bir insan standart HDD kullanıyorken diğerleri SSD kullanır.. Bu terimleri anlayabilmeniz için biraz ileri seviyede bilgisayar bilgisine sahip olmanız gerektiğini hatırlatayım. Eğer bu teknik bilgileri bilmiyorsanız konunun en altına küçük bir açıklama kısmı ekleyebilirim.

İlk olarak en basit kısımdan başlayalım, insanlar yaşlandıkça olayları hafızalarında tutma özellikleri kaybolmaya başlar, bilgisayarların HDD’leri de aynıdır. Belirli bir süre kullanılan HDD’ler (insanlardaki hafıza ile özdeşleştirdiğim kısım) bazı bilgileri ekle çıkar yaparken bad sector vermeye başlar. Yani şöyle düşünün, HDD’de 100 birim var, artık o kadar çok kullanılmış ki 100 birimin 100’ü de düzgün çalışmıyor, sadece 80’i, 90’ı çalışıyor. Çalışmayan kısımlar ise artık geri döndürülemez şekilde bozulmuş. İnsanlarda da bu olay var, bakınız: Alzheimer..

Gelelim Ram kısmına…

Ram’in boyutu ne kadar çok olursa büyük verileri işleme kapasitesi de o denli artar bir bilgisayarda. İnsanlarda da böyle bir durum net olarak söz konusu. Karşımıza 16 GB ram’e sahip bir bilgisayar ve 2 GB ram’e sahip bir bilgisayarı alıp ortalama 30 GB’lık bir dosyayı farklı bir sürücüye kopyalamaya çalışalım. 16 GB ram’e sahip bilgisayar bu işlemi çiğdem çekirdek niyetine birkaç saniyede hallederken, 2 GB ram’e sahip bilgisayar açılmayan Antep fıstığını açmaya çalışır gibi ezilecek. (Ram haricinde tüm özelliklerini aynı kabul edersek..) Bunu da insanlardaki büyük olayları kavrama ve yönetmeye bağlayabiliriz. Kapasite meselesi de denebilir, bazı insanlar küçücük sorunlarda ne yapacaklarını şaşırırken bazıları ise gezegenin yok olmasını önleyebilir.

Ekran kartları..

Ne alaka diyeceksiniz, emin olun ekran kartlarımız da var.. Bir insanın ekran kartı görsel hafızasıdır, ekran kartının bilgisayardaki işlevi ise grafiksel etkinliklerde üstün performans göstererek olayı çözümlemesidir. Mesela onboard ekran kartına sahip bir bilgisayarda büyük boyutlarda video düzenlemesi yapamazsınız, küçük videoları bile renderlamak için saatler harcarsınız. Ama performanslı bir ekran kartı bu işlemleri çiğdem çekirdek misali yapacaktır. İnsanlar için de aynı durum söz konusu, onboard ekran kartı kullanan insanlar grafiksel detaylarda (En basitinden 7 farkı bulmak, biraz daha zorlaştıracak olursak ortamdaki ince detayları görmek) patlayacaktır. Ne demek istediğimi anlamadıysanız alttaki videoyu izleyebilirsiniz..

Yukarıdaki videodaki detayları çoğu kişi görmeyecektir, çünkü çoğu insan düşük performanslı ekran kartlarına ya da onboard ekran kartlarına sahiptir. Güçlü ekran kartına sahip olan insanlarsa sadece 1-2 detayı kaçıracaktır..

İşlemci..

İşlemci net olarak beyindir. Bilgisayarın beyni işlemcisidir, insanın işlemcisi ise beyni. Saydığım tüm donanımlar güzel bir işlemciyle birleşmiyorsa ne kadar iyi olurlarsa olsunlar haklarını veremezler. Aynı şekilde işlemci ne kadar iyi olursa olsun donanım kötü olursa işlemci de kendi hakkını veremez. Bunu da şöyle düşünebiliriz, çok zeki olan birisinin tüm vücudunun felç olması ona hiçbir fayda sağlamaz, sadece düşünceleri var olur. Bu düşünceleri aktaracak donanımı olmazsa işlemcinin gücü de önemli değildir.

İşletim sistemi…

En önemli etkenlerden birisi ise işletim sistemidir. Her bilgisayarın en iyi olduğu bir işletim sistemi vardır ki insanlar da aslında tam olarak böyledir. Mesela Intel Pentium bir makineye Windows 10 Pro’yu kuramazsınız, size hiçbir işlem yaptırmaz hatta büyük ihtimal sistem açılmaz. Aynı şekilde sözel zekası olan bir insana da üstel ve logaritmik fonksiyonları sormaya kalkarsanız sistemi çöker ve hata verir. Kısacası aynı bilgisayarda olduğu gibi o da onu kaldıramaz. Dolayısı ile işletim sistemine göre eğitim verilmelidir. Bir çocuk küçüklüğünden itibaren çok güzel resimler çizebiliyorsa o çocuk güzel sanatlar üzerine, diğeri küçük yaşlardan itibaren matematikte çok iyiyse matematik üzerine kaliteli eğitimler almalıdır. Eğitimin kalitesi ise işletim sisteminin optimizasyonu demektir. Bazı işletim sistemleri donanım ne kadar kuvvetli olursa olsun boş ve gereksiz dosyalardan dolayı tıkanır ve bir süre sonrası formatlanması gerekir, formatlanınca düzelir. İnsan beyni ne yazık ki formatlanabilir bir obje değildir, dolayısı ile işlenecek bilgiler oldukça kaliteli ve özenle seçilmiş olmalıdır. Aksi takdirde HDD’de bad sector’ler oluşabilir sonrasında ise sistem tamamen kullanılamaz hale gelebilir.

Power Supply

Çoğu bilgisayar kullanıcısı bunun ne olduğunu bilmez, özellikle laptop kullanıcıları power supply’den bihaberdir çünkü Power Supply masaüstü bilgisayarlarda gücü anakarta ve diğer donanımlara gerektiği kadar ileten bir cihazdır. Bu da insanların sinir katsayıları ile özdeşleştirilebilir. Çünkü power supply’lerin belirli bir voltaj gücü vardır ve aşırı voltaj akımında ise donanımın yanmaması için genellikle kendileri yanarlar. İnsanlarda ise power supply dediğimiz donanım tam olarak beynin içinde bir yerlerde sinir mekanizmasıdır. Sinir mekanizması demek doğru olmaz, sinirlenme merkezi dersek daha doğru olacaktır. Siz bir insanın sinirlendiği nokta 20 iken ona 30’larda 40’larda baskı uygularsanız o kişi donanımına zarar gelmemesi için ani bir patlama yaşayacaktır. Bilgisayarlarda bu gibi durumlarda power supply yanar ve tekrar kullanılamaz. İnsanlarda ise ani patlama yaşanır, ardından bir yorgunluk çöker daha sonrasında birkaç saat içinde kendisini yeniler. Dolayısı ile ne 400 watt değerli power supply’lere 600 watt dayayın ne de sinir noktası düşük insanlara yüksek dozda baskı.. Yoksa her ikisi de patlayacaktır.

Son olarak…

Fan

Genellikle kullanıcıların gürültü çalışmasından dolayı şikayetçi olduğu fan’lar aslında bilgisayarların olmazsa olmazıdır. Çünkü fanlar olmazsa bilgisayar herhangi bir işlem için performans göstereceği sırada çok ısınır ve yanar. Fanlar bu gibi ısınmaları önler ve işlemin devam edebilmesi için bilgisayarı soğutur.. Fan’lar ise genellikle insanların içinde değil dışında yer alır. Kavga, stres veya herhangi bir üzüntü sırasında çökmek üzere olan sizi çevrenizde sevdiğiniz eşiniz, arkadaşınız, akrabalarınız sakinleştirir. Bu da tam olarak serinletme etkisidir, yani size destek olan dostlarınız sizin için önemli bir etken olan fanlardır. Elbet ki bu fanlar da bazen arıza yapar ya da duraklamalar yaşayabilir. Parçalardan bir bütün olduğunuzu unutmayın.

*Bilgisayar terimlerini bilmeyen kişiler için aşağı kısma ekliyorum:

Çınar
5 Ağustos 2017
12345...Son »

metin2 bilişim