IMG_1376

Çınar
18 Mart 2017
Oğlum 4’e geçti.

Oğlum 4’e geçti. Tayinim çıktığı için eski okulunu bırakmak zorunda kaldı ve yeni okulunda ilk haftasını bugün doldurdu. Okulun 2.günü önlüksüz geldi eve. “Ne oldu?” diye sorduğumuzda “Demire takıldı baba, yırtıldı, kocaman yırtıldı hem, ben de çöpe attım.” dedi. Annesi her ne kadar şaşırsa da kızmadık elbet, başka bir tane vardı nasılsa, hem olmasa da alırdık yenisini.

3.günü beden eğitimi dersimiz var dedi ve eşofman takımını koydu çantasına. Sevindik, bu yaşta kendi eşyalarını kendisi hazırlaması güzel bir davranış diye düşündük annesiyle beraber. Akşam oldu, eve döndü bizim ufaklık. Annesi “Eşofmanlarını ver de makineye atayım oğlum.” dediğinde “Anne.” dedi, “Top oynarken yuvarlandım, onlar da yırtıldı. Yırtılınca da ben de attım.” Yine kızmadık, sadece “Tamir edilebilir bir yırtık olabilirdi, annen dikerdi ve ihtiyacı olan birisi kullanabilirdi oğlum, diğer sefer böyle bir şey olursa atma eve getir.” dedim, “Bir daha yırtılırsa getiririm babacım.” sözünü aldım.

4.gün, yani Perşembe günü sabahı yeni aldığımız spor ayakkabılarını çantasına koyduğunu gördük, annesi merak etti soracaktı ki engelledim, o da sormadı. Akşam eve geldi bizim ufaklık, ayakkabıları yoktu çantasında, ses etmedik.

5.gün, yani bugün sabah annesi üzerine ceketini giydirdi. Bizim ufaklık da “Anne üşüyorum, büyük ceketimi de giymek istiyorum.” dedi. Annesi “Olur mu aşkım öyle, rahatsız olursun, çok kalın gelir.” demesine rağmen ısrar etti, “Bırak hanım.” dedim, “Giysin bakalım.” 2 ceketi üst üste giyince kardan adama benzedi bizim ufaklık, o şekilde gitti okula, ses etmedik.

Akşam oldu ve okuldan almaya gittik ufaklığı hanımla beraber. İstiklal Marşı’mız okundu falan çocuklar tek tek dökülüyor kapıdan. Göründü bizim ufaklık da ileriden, yanında günlerdir götürdüğü kıyafetleri giyen başka bir çocukla beraber geldi yanımıza. “Anne, baba. Bakın bu en yakın arkadaşım Mehmet.” dedi. Eğildi hanım, “Çok memnun oldum Mehmet.” dedi, Mehmet’i bir görün ama, nur saçıyor yüzü. Bizi bir tebessüm aldı ki sormayın. “Hadi.” dedik, “Mehmet seni bırakalım evine.” İlkin utandı, sıkıldı ama hanımın tatlılığına dağ olsa dayanmaz ki karşısındaki küçücük bir çocuk. Bindik arabaya koyulduk yola, 5-6 dakika sürdü, fazla uzak değilmiş. İndik arabadan hepimiz, benim hanım Mehmet’e döndü ve “Mehmet, hadi annenlere seslen de tanışalım oğlum.” dedi. O anı tarif edemem size, “Annem ve babam.” dedi, durdu ve yutkundu “Öldüler.” diye devam etti gözleri dolu şekilde. Beklemediğimiz bir cevaptı ve şok olmuştuk, hanım konu bir an önce dağılsın diye “Kiminle kalıyorsun?” diye sordu Mehmet’e, “Babaannemle kalıyorum teyze.” dedi Mehmet gözlerini ovcalayarak. “Hadi, onunla tanıştır o zaman bizi Mehmetcim, evde mi?” diye sordu hanımım. Küçük adımlarıyla koşarak gitti eve doğru bizim ufaklıkla. Ardından da ağır adımlarla biz yürüdük. Tek odalı, bolca rutubetli, boyaları dökülmüş bir evdi burası, selam verdik içeri girerken. Yerinden kalkamayan babaannesinin sağlık durumu hiç iyi görünmüyordu, hanım Mehmet’le bizim ufaklığa “Hadi, siz gidip dışarıda biraz oynayın oğlum.” diyerek bahçeye gönderdi küçükleri. Onlar çıktığında başladı yaşlı kadın ağlamaya. Mehmet’in anne ve babası bu yaz trafik kazasında hayatlarını kaybetmişler, geriye sadece Mehmet ve o kalmış. Başka bir akrabaları da yokmuş. Konu komşudan gelen yardımlarla geçiniyorlarmış. Zar zor konuşuyordu kadıncağız, o konuştukça biz eziliyorduk cümlelerinin altında.

Durumları belliydi, yapabilecekleri pek bir şey yoktu. Kadının sağlık durumu iyi değildi, burada kalsalar Mehmet de iyi olmayacaktı. Hanımın gözler dolu şekilde döndü bana, “Bitanem.” dedi, “Evimiz çok müsait, onları yanımızda ağırlasak, ben bakarım onlara, yük olmazlar bize. İzin verir misin buna, olur der misin?” Bunu duyduğumda bir kez daha aşık oldum ona. Yaşlı kadının iyi şekilde bakılmaya ihtiyacı vardı, Mehmet’in de sıcak bir yuvaya. Bizim ufaklığı çağırdım yanıma, “Mehmet bizimle kalsın ister misin?” diye sordum, gözlerinin ışıldadığını gördüm o an, çok sevinmişti, çocuk şivesiyle “Hep, hep, hep” dedi. Hanımıma dönüp “Evin reisi tamam dedi hanım, bize laf düşmez.” dedim, çok sevindi. Hüzün göz yaşları sevinç göz yaşına döndü.

Evimizin bir odasını ayırdık Mehmet’in babaannesine, güzel şekilde de ayarladık. Ufaklığın odasına bir yatak daha aldık, yeterince genişti evimiz, hiç sorun yaşamadık. Bizim ufaklığı görmelisiniz, havalara uçuyor sevinçten.

Bize taşınmalarından birkaç ay sonra Mehmet’in babaannesi vefat etti. Mehmet ve bizim ufaklık okuldaydı, çıkışta abim aldı onları ve kendi evine götürdü. Yengem bizim ufaklığı çok severdi, Mehmet’e de kanı baya kaynamıştı. Kendi çocuklarından ayrı tutmazdı. 1-2 gün onlarda kaldılar, biz de hanımla cenaze işlerini hallettik. Mehmet çok güçlü bir çocuktu fakat yine de bu acıyı yeniden tatmasını istemedik. Eve geldiklerinde babaannesini aradı, göremedi, bize sordu. Zar zor da olsa söyledik, dedim ya çok güçlü bir çocuk… Sarıldık birbirimize, bir yandan ağlıyor bir yandan sımsıkı sarılıyorduk birbirimize.

Mehmet artık bizim oğlumuzdu, ufaklığınsa kardeşi…

Bugün yaşları 18 oldu. Hiçbir zaman ayrılmadılar birbirlerinden, hiçbir zaman ayırmadık birbirinden. Kavga ettiler elbet ama hiçbir zaman üveyliğini hissettirmedi ufaklık, Mehmet’te hiçbir zaman yadırgamadı bizi. Kandan olmasa da candandılar artık…

Ufuk ÇINAR – 15.03.2017 – Çarşamba 18.35 – Bursa

“Kendi yetimini veya başkasına ait bir yetimi himaye eden kimseyle ben, cennette şöyle yan yana bulunacağız.”Hadisin ravisi Malik İbni Enes, -Peygamber Aleyhisselam’ın yaptığı gibi- işaret parmağıyla orta parmağını gösterdi. (Müslim, Zühd 42.)

“Bir kimse sırf Allah rızası için bir yetimin başını okşarsa, elinin dokunduğu her saç teline karşılık ona sevap vardır”. (Ahmed ibni Hanbel, Müsned, V, 250.)

“Bir kimse, Müslümanların arasında bulunan bir yetimi alarak yedirip içirmek üzere evine götürürse, affedilmeyecek bir suç işlemediği takdirde, Allah Teala onu mutlaka cennete koyar”. (Tirmizî, Birr 14.)

Çınar
16 Mart 2017
Nefes almak bile ağırlaştıracak ruhu

İçimiz yanacak…
Kan ağlayacak yüreklerimiz…
Ruhumuz bile ağır gelecek, taşıyamayacağız bedenimizi…
Yiyemeyip içemeyeceğiz. Aldığımız nefes bile ağırlaştıracak ruhumuzu.
Dilimizde kalacak iki kelime.
Yaban elleri gördükçe özleyeceğiz birbirimizi.
Susacağız, duymayacağız, kapatacağız gözlerimizi…
Yaramız kabuk bağlayacak, soyacağız unutmamak için. Yeniden acıyacak, yeniden kabuk bağlayacak ve biz, biz yeniden soyacağız. Taa ki araya bir başkası girene dek. Bu da olunca ihtimaller ölecek, bir umuttur yaşattığımız hayallerimiz tek tek gömülecek derin anılara. İste o zaman kaybolacak yer ile göğü ayıran ince çizgi.

Çınar
26 Şubat 2017
Fırtınalar kopar yüreğinizde…

İyisiyle kötüsüyle 3 yıllık bir üniversite aşkı… Ayrılıyorsunuz çeşitli sebeplerden. 3 yıllık ilişkiniz sırasında o kadar çok ayrılmışsınız ki şuan ayrı olmanız pek de etkilemiyor sizi. Kendi yağınızda kavrulup gidiyorsunuz. Arkadaşlık teklifleri geliyor reddediyorsunuz. Çünkü kabul ederseniz ihanet etmiş gibi hissedeceksiniz biliyorsunuz. Yolunuza devam ediyorsunuz ama bir yandan da geride kalmışsınız.

Memlekete dönüyorsunuz bayram tatilini ailenizle geçirmek için. Ailenin küçüklerini sevindirmek için alışverişe çıkıyorsunuz. Kimse görmesin diye önlü arkalı, aralıklı yürüdüğünüz yollardan geçiyorsunuz. Ailenin yaramaz üyelerinden birisi fırlıyor bir anda elinizden ve düşüyor yere bir kız çocuğuna çarparak. Kaldırıyorsunuz ikisini de yerden ve kız çocuğu ağlamaya başlıyor hafiften, “Anne… Anne… Anne…” Sağınıza solunuza bakıyorsunuz annesini görmek için ama yok kimse. Sonra çocuğu alıyorsunuz kucağınıza ve çocuk başını omzunuza koyar koymaz kesiliyor ağlaması. Tam bu anda anlıyorsunuz annesi arkanızda ve dönüyorsunuz arkanızı yavaşça, çocuk siz dönmeden uzatıyor kollarını ona… Donup kalıyorsunuz bir anda. Çocuk yeniden başlıyor ağlamaya, “Anne… Anne…” Çocuğun her anne deyişi bir fırtına koparıyor içinizde, okyanusun tuzlu suyunu yutmuş da boğuluyormuşsunuz gibi hissediyorsunuz. Nefes alırsanız ciğerleriniz tuzlu suyla dolacakmış gibi hissettiğinizden bırakıyorsunuz nefes almayı ve uzatıyorsunuz çocuğu. Etrafınızdan soyutlanmış vaziyette… Sadece siz, çocuk ve o. Başkasıyla konuşursanız ihanet etmiş gibi hissedeceğiniz kadın… Uzanıyor yavaşça, almak için kızını ve iki kelime ediyor size.

Çınar
24 Şubat 2017
İlk Trafik Kazamı Yaptım – Motordan Düştüm

İlk motosiklet kazami yaptim.

Evet arkadaslar bugun ilk motosiklet kazami yapmis bulunuyorum. Daha onceleri de cok kucuk düşmelerim olmustu ama onlar cok yavas hizlarda olan olaylardi. Bu sefer ki ise gercek bir kazaydi.

İlk olarak yazinin ana dusuncesini soyleyeyim: “Yagmurlu havada motosiklet kullanmamaya ozen gosterin.”

Gelelim olaya… Bugun 9.10 da ciktim, dunden kafama koymustum ise motorla gelicektim. Sabah yerlerin islak oldugunu gordum ama hava sicak diye onemsemedim. Yola ciktigimda ise hafif yagmur cilemeye başladı onu da onemsemedim. Sonra motorun benzini bitti, indim ve bi’ işaret herhalde diye dusundum ama yedekten benzini doldurup yoluma devam ettim. Calistigim yere az bir mesafe kalmisti.. Yolda hafif bir viraj vardi ve yavaslamam gerekiyordu, ben de hafifce frene dokundum. Koklesem kayardi biliyorum ama hafifce dokunmamla birlikte yine kaydi motor. O an ne oldugunu anlamadim, cukura falan girdigimi dusundum. Kafam yere carpti ve yaklasik 2 metre kadar suruklendim yerde, tabii motor da benimle birlikte suruklendi. Neyse kalktim yerimden, motoru kaldirdim, aynayi duzelttim ve hicbir sey yokmus gibi yoluma devam ettim. Motorda bi’ kirik var mi falan bakmadim kendimi kontrol ettikten sonra, o an gerek de duymadim, zaten beni gorup duran birisi vardi telaşe olmasin diye bastim geldim. Sonra gelirken yolda neden kaydigimi dusunurken fren geldi aklima ve gaz keserek hizimi yavaslattim ardindan da cok hafif sekilde frene dokundum. Frene dokundugum anda motor arka tekeri kilitliyordu. O an anladim ki lastikler cok kalitesiz, hemen kaymaya basliyor.

Bu yuzdendir ki kullanacaginiz motorun lastiklerini onemle secin, kaskinizi takmayi ihmal etmeyin. Çünkü ben dustugumde kafami yere vurdugumu cok net sekilde hissettim, kaskim olmasaydi kafam yarilabilirdi ve işimi aksatabilirdim. Neyseki bu seferlik Allah korudu, siz siz olun yagmurlu havada motor kullanmamaya çalışın, kullanmaniz gerekiyorsa da yavas ve dikkatli kullanin.

Çınar
20 Şubat 2017
12345...Son »