3 gün önce Mondial 150 Z-One ile uzun yol yapacağımı söylediğimde grubun yarısı çin motoru uzun yol yapılmaz, 50km’de bir dinlenmelisin falan demişti…

3 gün önce Bursa’dan Manisa Salihli’ye yola koyuldum bu motorla, ilk molamı 120km sonra Susurlukta verdim, 2. molamı ise kendi evimde.. 320km yolu tek molayla geldim ve bana mısın demedi. Aynı şekilde Salihli’den Bursa ‘ya da dün yola çıktım 18.00 civarı ve 22.30 da Bursa’ya geldim. Spor yaptığım için ağrıyan yerlerim vardı o yüzden yaklaşık 3 defa mola verdim. İlki Balıkesir’e 30 km kala, 2.si Susurluk’ta ve 3. sü Uluabat’ta. Motorla ortalama hızım 95-105 arasıydı ve devir 6500 ile 7400 civarı gezdi. Yakıt olarak giderken biraz fazla yaktım (22-23krş civarı). Memlekette bakımını yaptırttım hava filtresi değişti ve karbüratör temizlendi ortalama 13 kuruş yakarak 300km’de 40₺ yakıt tükettim Bursa’ya gelişte. Motorsiklet hakkındaki görüşlerimi sizlere şu şekilde aktarayım.

Yakıt tüketimi: İlk olarak yakıt konusunda çok ideal bir motor olduğunu söyleyebilirim. Motoran Torro 100 cc’lik Cup ile aynı yakıt tüketimine sahip neredeyse. 300km’de 40₺ tüketim ile km başına ortalama 13 kuruş yaktı. Tabii ki hava filtresini değiştirip karbüratör ayarını yaptırdıktan sonra.

Konfor: Motorun konfor konusunda eksik gördüğüm tek yönü oturduğumuz yerin süngerinin biraz ince olması, bu yüzden 100km yol alınca totoda hafif ağrı başlıyor. 5 dakika inince hemen topluyorsunuz ve rahat şekilde 40-50 km atıyorsunuz.. Motorda titreşim yok denecek kadar az, 4 gün içinde yaklaşık 800 km yol katettim ve hiçbir yerimin karıncalandığını titrediğini hissetmedim. Yolculuk sonrası hafif ağrılar olmuyor değil ama şöyle bir şey dikkatimi çekti. Yola çıkmadan önceki günde spor yapmıştım ve yolculuk sonrasında dinlenirken spor yaptığımda çalıştırdığım kaslarımın ağrıdığının farkına vardım. Pazartesi günü kol, sırt ve göğüs çalıştım Çarşamba günü yolculuk bitiminde bu kısımlarımın ağrıdığını farkettim. Perşembe günü bacak ve karın çalıştım Cuma günü yolculuk bitiminde ise bacak ve karın kaslarımda ağrı vardı. Bunların ilişkisini çözmek gerek diye düşünüyorum. Bunlar haricinde belimde hafif bir ağrı oluştu o da büyük ihtimalle oturuş pozisyonumdan, neticesinde ilk defa uzun yol yaptım.

Motor hakkında başka bir yere değinilir mi bilmiyorum, şimdilik sadece bunları söyleyebilirim.

Not: Otomobil ve kamyon sürücülerinin ne kadar saygısız olduğunu fark ettim. 800km yolculuğumda en az 40 olay yaşadım. 30cm yanımdan çok hızlı geçen mi ararsınız, totoma kadar yanaşıp dibimden beni sollayan mı ararsınız, koskoca kamyonla solladıktan sonra beni emniyet şeridine atan mı ararsınız, ne ararsanız var yani. Allah kazadan beladan uzak tutsun, tekerimiz düz bazsın…

Çınar
13 Mayıs 2017

Öyle anlar oldu ki günler saniyeler gibi geçti, öyle olaylar oldu ki saniyeler yıllara dönüştü ve akmak bilmedi zaman.

Tam olarak 3 yıl önce bugün, tarih 1 Mayıs 2014’ü gösterirken, akrep kendisini 2’ye bağlayıp yelkovan 37’ye henüz yetişmişken ben, nam-ı diğer çapkın, artist, kızların “Brad Pitt misin be yavrum?” diye seslendiği o yakışıklı çocuk blogumun olmasını kullanarak hayatımın geri kalanını geçirmek istediğim kıza, Kübram’a bir yazı yazdım… Tamam tamam, artist değildim ama kızlar “Brad Pitt misin be yavrum?” diye sesleniyordu sokaklarda… Yemediniz mi, o zaman soslamadan vereyim, biraz çapkındım ama 2014 yılı için geçerli değildi bu… O sıralar YGS derdi vardı başımda ve ders çalışıyordum kendimce… Tam o vakit tanıştım Kübra ile ve ömrümün 3 yılını onunla geçirecek olduğumdan bihaber şekilde yürüdüm hatta koştum bu kıza. Dağlara pankartlar açtım sevgilim olması için ve hayatının en doğru şeyini yaparak sevgilim oldu (kendisi belki biraz farklı düşünüyordur ama kimin umrunda burası benim alanım üstadım). İşte o gün bugündür tamı tamına 3 yıl geçti ve bugün 4. yılımıza girmemizin şerefine şampanya patlattık karşılıklı olarak… Şaka şaka siz de her şeye inanıyorsunuz Kübram tesettüre girdi, ne şampanyası?

Hadi gırgır şamatayı geçip gerçeklere dönelim…

3 yıl önce bugün saat 2.37’yi gösteriyorken kendisiyle bir oyun oynadık… Öyle bir oyun ki bana oyunu sorduğu an kazanmış olacaktık tabii bizim kız bunu önce bi’ kavrayamadı ama sonrasında çaktı olayı, neyse aslında biz o gün sevgili olduk ama ben tüm hayatımı riske edip çok keskin bir uçurum kenarına “Sevgilim olur musun?” pankartı açtığım gün olan 9 Mayıs’ı baz aldı bizim akıllı. Hatta bir süre bunun tartışması bile oldu ama kabul etti sonunda mantıklı düşününce 1 Mayıs’ta çıkmaya başladığımızı. Neyse işte, 3 yıl önce bugün hayatıma girdi bu kız, 3 yıldır zaman öyle bir aktı ki bazen ışık hızında bazen kaplumbağadan yavaş… Ama aktı gitti sonuçta, bir kalabildik öyle ya da böyle. Hala öğrenemediğimiz çok şey var, çok kavgamız, anlaşamadığımız çok olay var, kırıcı durumlar ve kötü sözler sarf edilebiliyor ama hala ayaktayız, bu Çınar hala gölgesindeki o masum kıza aşık…

Demem odur ki, bazen sevginiz bile katlanamayabilir durumlara ya da aşkı unutursunuz zamanla anlaşma yoksa. Ama her ilişki en başından anlaşılarak ilerleyecek demek değildir bu, belki de her şeyin zamanı vardır ve biz o zamana hala gelmemişizdir, belki ilerisi için ders oluyordur bu olaylar, belki de büyük bir hata yapıyoruzdur birlikte olarak bunu yakın bir gelecekte anlayamayacağızdan eminim. Ama umarım birlikte kalmamızı sağlayan o bağ Allah’ın bir lütfudur bize, ayrıldığımızda yalnızlığı beceremiyor olmamız bir işarettir güzel bir gelecek için…

3 yılın sonunda, 4’e henüz yeni girmişken söylemek istediğim bir başka şey de şu: Ne olursa olsun sevin, sevgiyi tadın, acısı büyük olabiliyor hatta bazen çıldıracak gibi oluyorsunuz ama sevgisiz kalınca yaşadığınız o hisler emin olun en kötü acınızdan daha beter…

4. yılımıza birlikte girdiğim güzel kız, seni çok seviyorum, mor çiçeklere iyi bak.

Çınar
1 Mayıs 2017

Ulu Çınar bir benzetme değil, şuan Bursa’da hatta Türkiye’de bulunan sayılı Ulu Çınar’lardan birisinin altındayım, saat 09.02 yi gösterirken geldi orta Türk Kahvem…

image

IMG_2364

Bu saatte kahve mi içilir demeyin çünkü benim günüm sabah ezanıyla başladı. Daha da doğrusu imsak vaktiyle ki o da 4.30 civarına denk geliyor.
Nedendir bilinmez namazı kıldıktan sonra uyku tutmadı, 5.30 oldu uyku yok, 6 oldu uyku yok, 6.30 olup hava aydınlanınca “Hadi Ufuk, erken kalkan yol alır.” diyerek kalınca giyindikten sonra atladım motora ver elini Uludağ… Eee 3 aydır Bursa’dayım, Uludağ’a gitmedim diyemezdim. Sandviçimi, suyumu, motor ehliyet sertifikamı yanıma alıp koyuldum yola. Saat 7.40 civarı Uludağ 1. Oteller bölgesinde annemleri aradım, babam açtı konuştuk biraz tabii ki görüntülü…

IMG_2346

IMG_2350

Dönüşte de buraya uğradım işte, tarihi Ulu Çınar’ın yanına. Belki dedim vardır anlatacağı birkaç şey bu Küçük Çınar’a… Ama onun başı da öyle kalabalık ki bırakın anlatmayı nefes alamıyor, sanırım bu durumda bir şeyler anlamak bana kalıyor.

610 yaşında bu Ulu Çınar’a bakınca ne insanşar gördü de yıkılmadı hala diyorum. Acaba taviz verdi mi kendinden hiç? Dalına binmesine müsade ettikleri kopardı mı yapraklarını? Alt ayağının destekle tutulduğuna bakarsak çok çekmiş, ama hala öyle bir heybetli duruyor ki korkar diğer ağaçlar…

Sanırım bu Küçük Çınar’da Ulu Atasına benziyor biraz, pek eğrilip doğrulmuyor, olduğu gibi kalıyor, korku salmak istiyor ama bir o kadar da değer veriyor gölgesindeki insanlara. Böyle bir durumda ne yapmak gerekir ki? Gölgesindekinin aşkı uğruna Çınar olmaktan mı geçsin yoksa gölgesindekini artık güneşte mi bıraksın?

Çınar
30 Nisan 2017
Oğlum 4’e geçti.

Oğlum 4’e geçti. Tayinim çıktığı için eski okulunu bırakmak zorunda kaldı ve yeni okulunda ilk haftasını bugün doldurdu. Okulun 2.günü önlüksüz geldi eve. “Ne oldu?” diye sorduğumuzda “Demire takıldı baba, yırtıldı, kocaman yırtıldı hem, ben de çöpe attım.” dedi. Annesi her ne kadar şaşırsa da kızmadık elbet, başka bir tane vardı nasılsa, hem olmasa da alırdık yenisini.

3.günü beden eğitimi dersimiz var dedi ve eşofman takımını koydu çantasına. Sevindik, bu yaşta kendi eşyalarını kendisi hazırlaması güzel bir davranış diye düşündük annesiyle beraber. Akşam oldu, eve döndü bizim ufaklık. Annesi “Eşofmanlarını ver de makineye atayım oğlum.” dediğinde “Anne.” dedi, “Top oynarken yuvarlandım, onlar da yırtıldı. Yırtılınca da ben de attım.” Yine kızmadık, sadece “Tamir edilebilir bir yırtık olabilirdi, annen dikerdi ve ihtiyacı olan birisi kullanabilirdi oğlum, diğer sefer böyle bir şey olursa atma eve getir.” dedim, “Bir daha yırtılırsa getiririm babacım.” sözünü aldım.

4.gün, yani Perşembe günü sabahı yeni aldığımız spor ayakkabılarını çantasına koyduğunu gördük, annesi merak etti soracaktı ki engelledim, o da sormadı. Akşam eve geldi bizim ufaklık, ayakkabıları yoktu çantasında, ses etmedik.

5.gün, yani bugün sabah annesi üzerine ceketini giydirdi. Bizim ufaklık da “Anne üşüyorum, büyük ceketimi de giymek istiyorum.” dedi. Annesi “Olur mu aşkım öyle, rahatsız olursun, çok kalın gelir.” demesine rağmen ısrar etti, “Bırak hanım.” dedim, “Giysin bakalım.” 2 ceketi üst üste giyince kardan adama benzedi bizim ufaklık, o şekilde gitti okula, ses etmedik.

Akşam oldu ve okuldan almaya gittik ufaklığı hanımla beraber. İstiklal Marşı’mız okundu falan çocuklar tek tek dökülüyor kapıdan. Göründü bizim ufaklık da ileriden, yanında günlerdir götürdüğü kıyafetleri giyen başka bir çocukla beraber geldi yanımıza. “Anne, baba. Bakın bu en yakın arkadaşım Mehmet.” dedi. Eğildi hanım, “Çok memnun oldum Mehmet.” dedi, Mehmet’i bir görün ama, nur saçıyor yüzü. Bizi bir tebessüm aldı ki sormayın. “Hadi.” dedik, “Mehmet seni bırakalım evine.” İlkin utandı, sıkıldı ama hanımın tatlılığına dağ olsa dayanmaz ki karşısındaki küçücük bir çocuk. Bindik arabaya koyulduk yola, 5-6 dakika sürdü, fazla uzak değilmiş. İndik arabadan hepimiz, benim hanım Mehmet’e döndü ve “Mehmet, hadi annenlere seslen de tanışalım oğlum.” dedi. O anı tarif edemem size, “Annem ve babam.” dedi, durdu ve yutkundu “Öldüler.” diye devam etti gözleri dolu şekilde. Beklemediğimiz bir cevaptı ve şok olmuştuk, hanım konu bir an önce dağılsın diye “Kiminle kalıyorsun?” diye sordu Mehmet’e, “Babaannemle kalıyorum teyze.” dedi Mehmet gözlerini ovcalayarak. “Hadi, onunla tanıştır o zaman bizi Mehmetcim, evde mi?” diye sordu hanımım. Küçük adımlarıyla koşarak gitti eve doğru bizim ufaklıkla. Ardından da ağır adımlarla biz yürüdük. Tek odalı, bolca rutubetli, boyaları dökülmüş bir evdi burası, selam verdik içeri girerken. Yerinden kalkamayan babaannesinin sağlık durumu hiç iyi görünmüyordu, hanım Mehmet’le bizim ufaklığa “Hadi, siz gidip dışarıda biraz oynayın oğlum.” diyerek bahçeye gönderdi küçükleri. Onlar çıktığında başladı yaşlı kadın ağlamaya. Mehmet’in anne ve babası bu yaz trafik kazasında hayatlarını kaybetmişler, geriye sadece Mehmet ve o kalmış. Başka bir akrabaları da yokmuş. Konu komşudan gelen yardımlarla geçiniyorlarmış. Zar zor konuşuyordu kadıncağız, o konuştukça biz eziliyorduk cümlelerinin altında.

Durumları belliydi, yapabilecekleri pek bir şey yoktu. Kadının sağlık durumu iyi değildi, burada kalsalar Mehmet de iyi olmayacaktı. Hanımın gözler dolu şekilde döndü bana, “Bitanem.” dedi, “Evimiz çok müsait, onları yanımızda ağırlasak, ben bakarım onlara, yük olmazlar bize. İzin verir misin buna, olur der misin?” Bunu duyduğumda bir kez daha aşık oldum ona. Yaşlı kadının iyi şekilde bakılmaya ihtiyacı vardı, Mehmet’in de sıcak bir yuvaya. Bizim ufaklığı çağırdım yanıma, “Mehmet bizimle kalsın ister misin?” diye sordum, gözlerinin ışıldadığını gördüm o an, çok sevinmişti, çocuk şivesiyle “Hep, hep, hep” dedi. Hanımıma dönüp “Evin reisi tamam dedi hanım, bize laf düşmez.” dedim, çok sevindi. Hüzün göz yaşları sevinç göz yaşına döndü.

Evimizin bir odasını ayırdık Mehmet’in babaannesine, güzel şekilde de ayarladık. Ufaklığın odasına bir yatak daha aldık, yeterince genişti evimiz, hiç sorun yaşamadık. Bizim ufaklığı görmelisiniz, havalara uçuyor sevinçten.

Bize taşınmalarından birkaç ay sonra Mehmet’in babaannesi vefat etti. Mehmet ve bizim ufaklık okuldaydı, çıkışta abim aldı onları ve kendi evine götürdü. Yengem bizim ufaklığı çok severdi, Mehmet’e de kanı baya kaynamıştı. Kendi çocuklarından ayrı tutmazdı. 1-2 gün onlarda kaldılar, biz de hanımla cenaze işlerini hallettik. Mehmet çok güçlü bir çocuktu fakat yine de bu acıyı yeniden tatmasını istemedik. Eve geldiklerinde babaannesini aradı, göremedi, bize sordu. Zar zor da olsa söyledik, dedim ya çok güçlü bir çocuk… Sarıldık birbirimize, bir yandan ağlıyor bir yandan sımsıkı sarılıyorduk birbirimize.

Mehmet artık bizim oğlumuzdu, ufaklığınsa kardeşi…

Bugün yaşları 18 oldu. Hiçbir zaman ayrılmadılar birbirlerinden, hiçbir zaman ayırmadık birbirinden. Kavga ettiler elbet ama hiçbir zaman üveyliğini hissettirmedi ufaklık, Mehmet’te hiçbir zaman yadırgamadı bizi. Kandan olmasa da candandılar artık…

Ufuk ÇINAR – 15.03.2017 – Çarşamba 18.35 – Bursa

“Kendi yetimini veya başkasına ait bir yetimi himaye eden kimseyle ben, cennette şöyle yan yana bulunacağız.”Hadisin ravisi Malik İbni Enes, -Peygamber Aleyhisselam’ın yaptığı gibi- işaret parmağıyla orta parmağını gösterdi. (Müslim, Zühd 42.)

“Bir kimse sırf Allah rızası için bir yetimin başını okşarsa, elinin dokunduğu her saç teline karşılık ona sevap vardır”. (Ahmed ibni Hanbel, Müsned, V, 250.)

“Bir kimse, Müslümanların arasında bulunan bir yetimi alarak yedirip içirmek üzere evine götürürse, affedilmeyecek bir suç işlemediği takdirde, Allah Teala onu mutlaka cennete koyar”. (Tirmizî, Birr 14.)

Çınar
16 Mart 2017
İlk Trafik Kazamı Yaptım – Motordan Düştüm

İlk motosiklet kazami yaptim.

Evet arkadaslar bugun ilk motosiklet kazami yapmis bulunuyorum. Daha onceleri de cok kucuk düşmelerim olmustu ama onlar cok yavas hizlarda olan olaylardi. Bu sefer ki ise gercek bir kazaydi.

İlk olarak yazinin ana dusuncesini soyleyeyim: “Yagmurlu havada motosiklet kullanmamaya ozen gosterin.”

Gelelim olaya… Bugun 9.10 da ciktim, dunden kafama koymustum ise motorla gelicektim. Sabah yerlerin islak oldugunu gordum ama hava sicak diye onemsemedim. Yola ciktigimda ise hafif yagmur cilemeye başladı onu da onemsemedim. Sonra motorun benzini bitti, indim ve bi’ işaret herhalde diye dusundum ama yedekten benzini doldurup yoluma devam ettim. Calistigim yere az bir mesafe kalmisti.. Yolda hafif bir viraj vardi ve yavaslamam gerekiyordu, ben de hafifce frene dokundum. Koklesem kayardi biliyorum ama hafifce dokunmamla birlikte yine kaydi motor. O an ne oldugunu anlamadim, cukura falan girdigimi dusundum. Kafam yere carpti ve yaklasik 2 metre kadar suruklendim yerde, tabii motor da benimle birlikte suruklendi. Neyse kalktim yerimden, motoru kaldirdim, aynayi duzelttim ve hicbir sey yokmus gibi yoluma devam ettim. Motorda bi’ kirik var mi falan bakmadim kendimi kontrol ettikten sonra, o an gerek de duymadim, zaten beni gorup duran birisi vardi telaşe olmasin diye bastim geldim. Sonra gelirken yolda neden kaydigimi dusunurken fren geldi aklima ve gaz keserek hizimi yavaslattim ardindan da cok hafif sekilde frene dokundum. Frene dokundugum anda motor arka tekeri kilitliyordu. O an anladim ki lastikler cok kalitesiz, hemen kaymaya basliyor.

Bu yuzdendir ki kullanacaginiz motorun lastiklerini onemle secin, kaskinizi takmayi ihmal etmeyin. Çünkü ben dustugumde kafami yere vurdugumu cok net sekilde hissettim, kaskim olmasaydi kafam yarilabilirdi ve işimi aksatabilirdim. Neyseki bu seferlik Allah korudu, siz siz olun yagmurlu havada motor kullanmamaya çalışın, kullanmaniz gerekiyorsa da yavas ve dikkatli kullanin.

Çınar
20 Şubat 2017
Ah be arkadaş…

Ben de sasirabiliyormusum be arkadas. Yuzbinlerce cevabi olan bir soruya en verilmeyecek cevabi aldigimda ben de sasirabiliyormusum.

Saskin olunca yazamiyor da insan arkadas. Kafa dolu oldugundan degil ama, bombos oldugundan. Kizinca falan kafada tonlarca kelime birbirine girdiginden iki cumle kuramazsin ya, saskin oldugunda da bombos oluyomus kafa. Tek kelime kosturmuyor beyin bahcemde. Hepsi usul usul dagilmis bi’ yerlere. Bu kelimeler nereden geliyor bilmiyorum, hatta bu kelimeleri bir araya getirdikce daha da sasiriyorum kendi kendime, Allah Allah.

Kendimi cok tuhaf hissediyorum suan, cidden, gercek anlamda cok tuhafim. Hayat etrafimda akiyor ama ben, ben bilmiyorum soyutlanmisim gibi. Hicbir derdim yok da canim nasil istiyorsa oyle yasiyormusum gibi. Öldüm mü len yoksa, arkadaş öldüysem bi’ cimcir hele.

Ulen arkadas, sen de göçüp gittin ya zaten bu dunyadan, o daha da tuhaf. Bi’ pazar gunu gelmistim evinin onune. Komsu teyze dediydi kaza yaptilar diye sonra nasil geldim hatirlamiyorum hastaneye. Aslinda her saniyesi aklimda ama hatirlamak istemiyorum arkadas. Seni kaybettigim o gunun hicbir saniyesini hatirlamak istemiyorum. Seni gordugum son ani hatirlamak istemiyorum. Hatirlamak istedigim zamanlar ne zamanlar biliyor musun? Sirf muhabbet edebilelim diye Erenkoy’den Hasanpasa’ya kadar yurudugum zamanlari hatirlamak istiyorum. Birbirimizi gorebilmek icin gun saydigimiz zamanlari arkadas, dogum gunun icin İzmir e gittigimizi… 3 gun sonrasini degil arkadas, dogum gununun 3 gun sonrasini degil! Unutmadim seni arkadaş, unutursam kalbim kurusun unutmadim seni. Unutursam mekanim cehennem olsun unutmadim. Unutur muyum be arkadas, tek dostumu, can dostumu unutur muyum?

Çınar
15 Şubat 2017
Çelişki Bağının Meyveleri

Ne soyleyeyim ne yazayim bilmiyorum. Eskiden sabit fikirlerim, degismeyen kurallarim vardi, hayatim da ona gore sekillenip giderdi, dolayisi ile celiski bagina fazla girmez kesinlik yolundan emin adimlarla ilerlerdim. Simdi ise hic de oyle degil. Surekli olarak celiski baginin meyvelerini yiyorum kesinlik yoluyla alakam bile yok, her daim ortadayim.

Ortada olmak benim karakterimde olan bir insan icin kanimca zor bir durum. Cunku ortada olmak demek benim icin bilinmezlik ve caresizlik demek. Çelişki tarafi ise en kotusu, kesinlik tarafi ise tahmin ettiginiz uzere en iyisi. O yuzden dusunuyorum surekli olarak, “Ne yaparsam kesinlik yoluna girerim yine?” diye. Ama bu sorunun cevabini ararken bile o meyveleri yemeye devam ediyorum. Bu da icinden cikilmaz bir kasirganin ortasina atiyor beni. Etrafinda benim ve onun dusuncelerinin yer aldığı bir fırtına bu. O kadar şiddetli fikir catismalari var ki düşüncelerimiz birbirine değdiğinde fırtınanın icinde şimşekler çakıyor. İşin kötü tarafı bu şimşekler onu da beni de yaralıyor, gucsuzlestiriyor.

Son zamanlarda o fırtına biraz daha dingin durumda, çünkü fırtınaya sebep olan fikirler birbirinden uzakta yalnız başlarına. Hala birbirleriyle olan bağlarını tam anlamıyla koparmadıkları için küçük catismalar çıkabiliyor amma velakin bu catismalar iki tarafa da zarar vermiyor. Çünkü her iki taraf da eskisi gibi yanıp tutuşan birer aşık değil. Daha çok kendi doğrularına yönelen birer birey.

Bireyler kendileri gibi davranınca ister istemez tek olan yol çift oluyor. Yolun ilerleyen kısımlarında ise yol tek seride mi düşer yoksa bir çatal mi gelir bilinmese de şuanlık gidişat bir çatalı işaret ediyor gibi, katedilen çift şeritli yolların bazı noktalarında yolun ayrıldığına dair trafik levhaları dikmiş çünkü o. Ve daha da dikecek gibi görünüyor objektif bir bakış açısıyla bakıldığında.

Çınar
11 Şubat 2017
12345...Son »