Bloglamaca kategorisinde bulunan yazıları görüntülemektesiniz.

YGS’ye çalışırken sürekli dinlediğim şarkıyla başlamak istedim yazıma, Rihanna – Diamonds… Shine like a diamond diye başlıyor sözleri, pis cahiller, diyor ki “Bir elmas gibi parla”. (Pis cahilleri mizahi söylediğimi anlayacak kadar tanıyorsunuzdur umarım) Neyse, çalıştık, koşturduk, yorulduk şimdi elmas gibi parladığım zamanlar, yaşlar… Bundan ötürüdür ki elmas parlamamı gezdireceğim. Bu sefer sırada Fethiye var! İstasyonun garajında bekleyen CBR Repsol’üm, koltuğumun baş ucunda bekleyen ekipmanlarım ve elbet de çadırım.. Malum, sezon açıldı, bu genç durur mu durduğu yerde? Elbette ki durmaz, durdurmaya çalışanların *mına koyayım… Bu yazıya erken başlamam, umarım hüsranlı bir sonuca bağlanmaz. Çünkü Cumartesi sabah 8’de veya 8.30’da çıkıcam yola, yarınsa nöbetim var. Erken başlamak istedim yazıma, erken başlayıp Fethiye dönüşünde güncellemek. Erken başlama sebebimse oraları gezer görürüm de yazmaya üşenirim diye. Başlığı atayım da dedim, güncellemek zorunlu hale gelsin. An itibariyle Simav’dan Fethiye’ye 400 km’lik bir yolum var, yolumun üzerine ilk aşkım Gizem var, kız bu yaz evleniyor tabii ki de ona karşı bir duygum yok, olayı drametize ediyorum sadece :) Neyse, Denizli’den bahsediyorum işte, uğrayacak mıyım Travertenler’e ? Elbette ki hayır, ilk hedef Akdeniz! Dönüşte ne taraftan ve nereye geleceğime bağlı olarak uğrayacağım yerler değişiklik gösterebilir. Belki Kıyı Ege Turu hayalimi tersten gerçekleştiririm, belki Denizli üstünden […]

Çınar
19 Nisan 2018

Bir insanı neden seversiniz? İyi davranış, iyi insan anlamında değil. Bir insana neden aşık olursunuzun muadili olan soruyu soruyorum size, bir insanı neden seversiniz? Tonlarca cevabı olduğu gibi bazen de hiç cevabı yoktur bu sorunun. Eğer tonlarca cevabınız varsa, büyük ihtimal doğru bir sevda denizinde kulaç atıyorsunuzdur, pek fazla cevabınız yok ise eğer, büyük ihtimal attığınız her kulaç sizi dibe çekiyordur ve aslında sevda denizi değil Aşk Körü Bataklığı’ndasınızdır ve fark edemiyorsunuzdur. Çoğu aşık Aşk Körü Bataklığı’na bir şekilde düşmüştür, düşmeyenler ise aşkının kıymetini iyi bilmelidir ki okyanusunu çamur havuzuna çevirmesin. Sorumuza gelelim, daha doğrusu sorumuzun bendeki cevaplarına. Çünkü diye başlamak istiyorum cevabıma. Çünkü; güzeldir, seversiniz. Çok ateşlidir, seversiniz. Size kur yapıyordur, seversiniz. Sevilmeye ihtiyacınız vardır, seversiniz. Ağlamak için omuz lazımdır, seversiniz. Zengindir, seversiniz. Yeşil gözlüdür, seversiniz. Şişmandır veya zayıf, seversiniz. İğrenç bir esprinize gülmüştür, seversiniz. Hatta bazen sadece sevmek için, seversiniz. Peki ya bu saydıklarım size çok boktan geldi mi? Gelmediyse büyük ihtimal Aşk Körü Plajı’nda dolaşıyorsunuzdur ve bir zaman sonra bataklığa girmiş olacaksınız. Ama boktan geldiyse; zekidir, seversiniz. Güzel gülüyordur, seversiniz. Bir şey anlatırken jesti mimiği hoşunuza gider, seversiniz. Aynı telde ötüyorsunuzdur, seversiniz. Düşüncelidir, seversiniz. Kültürlüdür, seversiniz. Her kelimesi ilmek ilmek işlenmiş pamuk tanesi gibidir, seversiniz. Bu saydıklarım […]

Çınar
8 Nisan 2018

Hayal kurmak hedefe ulaşmanın ilk adımıdır. Hayali olmayan hiç kimse, herhangi bir noktaya ulaştığında başarılı sayılamaz. Çünkü hayal kurmadığı sürece o noktaya ulaşmak için bir çaba sarf etmemiş, bir anda lap diye kendini o noktada bulmuş olur. Mesela benim hayallerim çok boktandı eskiden. 5 yaşımı doldurmamışken henüz tuz üstünde uyurduk babamla, hayalim sadece bir kamyon dolusu tuzu satmak ve eve dönmek olurdu, ardından kamyonu yeniden tuz ile doldurup yeniden satmaya çıkardık. Kısır bir döngüydü, sonra okula gitme hayallerim başladı, ilkokula 7 yaşında alıyorlardı ben üstün ısrarlarım sayesinde 6 yaşımda yazdırttım kendimi, hayalimi gerçekleştirmiştim ama başka hayallerimin bu hayalimi öldüreceğini hiç düşünmemiştim. Tam hatırlamıyorum ama ya ilk ya ikinci hafta sonunda götüme tekme yiyerek atılmıştım okuldan. Çünkü okula gitme hayalim gerçekleştiği için sınıfta oyuncak arabayla oynayıp duruyordum başka hayaller içinde. Ardından ilkokul yaşım geldi ve eğitimimi tamamladım. İlkokul 8’e geldiğimde (şuan ortaokul) ise lise hayalim başladı, lise hayatıma Gökçeada Atatürk Anadolu Öğretmen’de başladım, aile özlemi falan filan derken Salihli Anadolu Lisesi’nde devam ettim. Eski Türk Birliği değil, hani şu Sekine Evren denginde olanda. O sıralar babam pazarcılık yapıyordu, maddi manevi sıkıntılardan dolayı herhangi bir üniversite hayali kurmuyordum. İnsanoğlu su gibidir, içinde bulunduğu ortama göre şekil alır, onca sıkıntımız varken Astronot olmayı […]

Çınar
2 Nisan 2018
Ağlamalı insan bazen

Ağlamalı insan bazen, duygusal bir müzik eşliğinde ağlamalı. Sigarasının dumanına değmeli gözyaşları. Sebepsiz de olur sebepli de, ağlamalı insan bazen.. Yanaklardan süzülmeli damla damla yaşlar, yanakların ihtiyacı var buna, gözlerin ihtiyacı var ıslanmaya, ağlamalı insan bazen.. Her şey yolundayken bok gibi hissedip ağlamalı, onca kalabalığın içinde yalnız hissedip ağlamalı.. Her şey yolundayken bok gibi hissedip, ağlamalı. Onca gülücüğün arasında ağlamalı insan, en keyifli anında bazen, ağlamalı insan. Vicdanı olan ağlar, hissi, duygusu olan ağlar.. Ağlamalı insan bazen. Sigarasını çekip zehirlerken bedenini, tütünün her çıtırtısında akıtmalı gözyaşını. Tavana bakıp salak gibi, onu en etkileyen parçayı açıp ağlamalı. Sonra sigarasını bırakıp bakmalı tavana salak gibi, önüne eğmeli başını, gardrobunun aynasında kendini görünce, ağlamalı. Delirdiğini düşünmeli biraz, aynadaki kişiye bakıp düşünmeli anlamsız bakışlar arasında. Ama ağlamalı insan, hissedebiliyorsa, vicdanlıysa ve biraz da saçmalıyorsa eğer ağlamalı.

Çınar
17 Mart 2018
Yazamıyorum artık…

Bunu fark ettim, başımı yastığıma koyup uykuya dalmadan önceki o tatlı düşünce evresinde tonlarca kelimeyi birleştirip makaleler oluşturuyorken bunları yazıya çeviremiyorum, haliyle söz uçar yazı kalır muhabbetindeki yazılar ortaya çıkmıyor. Mesela baskıdan uzak huzura yakın başlıklı bir deneme yazmak için girdim bloguma, şuansa içi bomboş harf öbekleri döküyorum. Çok mantıksız, her şey bu kadar yolunda olduğu için mi yazamıyorum? Vakti zamanında birisi “Sadece kötüyken yazar insan.” demişti de karşı çıkmıştım, “Yoo, ben çoğu zaman iyiyken yazıyorum.” diye. Bir tartışmaydı tutmuştu sonuçta “İsteyen istediği zaman yazar.” a bağlanmıştı konu. Bugünse fark ettim ki iyiyken pek yazmıyorum ben. Genellikle kötü şeyler olduğunda, mesela “Ölüyordum, Çok da Güzel Ölüyordum.” veya “Ütopya ya da “Gören Gözle Kör Olmaktır En Kötüsü“… Ne oldu bana? Ben ne oldu da güzellikleri yazamaz oldum, her şeye iyi yönünden bakmaya çalışan ben her şeyin kötü yanını yazar oldum? Mesela bu yazım bile, hangi satırı iyi bu yazının, hangi kelimesi güzel? Bir şeylerin değişmeye başladığı zamandayım sanki.. Biraz önce sorduğum soruya artık şu cevabı veriyorum: “Yazamadığını fark etmen güzel Ufuk, her şeye iyi yönünden bakamadığını fark etmen güzel..” Aynen öyle, iyileşiyorum, ben iyileştikçe kelimelerim iyileşiyor, cümlelerimde kelebekler uçuyor… Kısacası ilk cemre bedenime düştü, ikincisi ise beyazlarıma. Bazen kendime kendimi hatırlatmak için […]

Çınar
14 Mart 2018
Assos, Behramkale – Çanakkale!

Dün yazacaktım bu yazımı aslında, deniz manzaralı odamın penceresinin kenarında orta şekerli Türk kahvemle veya şekersiz çayımla birlikte… Veyahut denize sıfır yaptığımız kahvaltı sırasında. Yazmadım, yazamadım değil, yazmadım. O an yazmaktan daha önemli olan şeyi yapmayı yeğledim, nefes almayı, denizi içime çekmeyi… Kısacası anı yaşamayı.. Toplamda 1000 km’lik yolculuğumun ardından eve gelip güzelce duşumu aldım, dişleri fırçaladıktan sonra geçtim yatağıma, tam uyuyacaktım ki o da ne? Dışarıdan köpek sesleri geliyor, tatlı tatlı havlıyorlar, odanın penceresinden içeri giren ve resmen yazın geldiğini hissettiren o yumuşak rüzgar… Yazmak geldi içimden.. Saçma sapan, abuk subuk da olsa yazmak geldi.. Simav’daki nöbetten Pazar günü çıktım, 5 günlük boşluğum vardı ver elini dostluğa deyip çıktım Çanakkale’ye.. Dost var dediler de Fizan’a mı gitmedim? Çanakkale merkeze gittikten sonra rezervasyonunu yaptırdığım Assos Behram Hotel’e geçtim Assos’a, misafirimle birlikte. Dertleştik, gülüştük, ağlaştık, sarnaştık, tekrar gülüştük, acıktık, gezdik, yine acıktık ve bolca da içimize çektik huzurun kokusunu. Samimiydi sohbetimiz, muhteşemdi manzaramız… Fizan gibi çölle kaplı değildi manzaramız ama Kütahya’dan Çanakkale epey bir Fizan’dı aslında. Yeni insanlarla tanıştım, yeni duygular tattım, yeni hayatlara dokundum çok uzun zaman sonra.. Çok uzun zaman sonra hayatıma dokunulmasına müsaade ettim, tüm Beyazlarımı döktüm, elimi açık oynadım. Daha önceden yapmak isteyip de aptalca bir sebepten […]

Çınar
5 Mart 2018
Ütopya

Acıyacak canın, pişmanlıklar çökecek düşüncelerine, pembe bulutlu ütopyalarına karanlıklar hükmedecek. Altın sarayın paslanmaya başlayacak, küf tutacak güzellik aynaların. Kapıların gıcırdayacak, attığın her adımda çürüyen mermerlerin hassaslığı bozacak yürüyüşünü. Gözyaşların eşlik edecek adımlarına, kelimelerine, düşüncelerine. Kuş tüyünden yapılmış yastığın bozacak güzellik uykunu, yaşlılık çökecek her saniyesinde hücrelerine, ruhun ağır gelecek bedenine. Heybetli sarayının balkonuna çıkacaksın, rengarenk krallığının karabasanlara nasıl teslim olduğunu göreceksin, aşağıya bakacaksın belki çözümdür diye, yanıldığını anlayacaksın saniyeler sonra. Yine gireceksin odana, daha da kapanacaksın sarayına. Halkının karanlığın içinde toza dönüştüğünü düşündükçe mezar olacak yatağın. Uykuya dalacaksın, güzellik değil, ölüm uykusu. Çünkü uyuduğunda daha da çökecek krallığın, daha da kararacak sokaklar. Son meşale söndüğünde yerle bir olacak ülken ve senin bedenin çürümemiş, ruhun teslim olmamış olacak tanrıya. Senin cehennemin, göz yumduğun karanlık olacak halkının küle dönmüş vücutları arasında. Attığın her adımda içinden bir şeylerin eridiğini fark edeceksin, anka mucizesi gerçekleşmeyecek insanların için. Yapabildiğin tek şey, olduğun yerde dizlerine kapanıp ölümü beklemek olacak. Zaman geçecek, rüzgarlar esecek bir ses duyacaksın. Azrail olması için dua ettiğin o ses, o ses kurtarıcın olacak senin. Seni, karanlığa gömülmüş ülkenden çıkartacak kişinin sesi olacak. O kadar çaresiz kalmış olacaksın ki dost mu düşman mı düşünmeden sarılacaksın o insana. Yeni bir krallığa gideceksin, belki gök kuşağı […]

Çınar
10 Şubat 2018

metin2 bilişim