Ne soyleyeyim ne yazayim bilmiyorum. Eskiden sabit fikirlerim, degismeyen kurallarim vardi, hayatim da ona gore sekillenip giderdi, dolayisi ile celiski bagina fazla girmez kesinlik yolundan emin adimlarla ilerlerdim. Simdi ise hic de oyle degil. Surekli olarak celiski baginin meyvelerini yiyorum kesinlik yoluyla alakam bile yok, her daim ortadayim.

Ortada olmak benim karakterimde olan bir insan icin kanimca zor bir durum. Cunku ortada olmak demek benim icin bilinmezlik ve caresizlik demek. Çelişki tarafi ise en kotusu, kesinlik tarafi ise tahmin ettiginiz uzere en iyisi. O yuzden dusunuyorum surekli olarak, “Ne yaparsam kesinlik yoluna girerim yine?” diye. Ama bu sorunun cevabini ararken bile o meyveleri yemeye devam ediyorum. Bu da icinden cikilmaz bir kasirganin ortasina atiyor beni. Etrafinda benim ve onun dusuncelerinin yer aldığı bir fırtına bu. O kadar şiddetli fikir catismalari var ki düşüncelerimiz birbirine değdiğinde fırtınanın icinde şimşekler çakıyor. İşin kötü tarafı bu şimşekler onu da beni de yaralıyor, gucsuzlestiriyor.

Son zamanlarda o fırtına biraz daha dingin durumda, çünkü fırtınaya sebep olan fikirler birbirinden uzakta yalnız başlarına. Hala birbirleriyle olan bağlarını tam anlamıyla koparmadıkları için küçük catismalar çıkabiliyor amma velakin bu catismalar iki tarafa da zarar vermiyor. Çünkü her iki taraf da eskisi gibi yanıp tutuşan birer aşık değil. Daha çok kendi doğrularına yönelen birer birey.

Bireyler kendileri gibi davranınca ister istemez tek olan yol çift oluyor. Yolun ilerleyen kısımlarında ise yol tek seride mi düşer yoksa bir çatal mi gelir bilinmese de şuanlık gidişat bir çatalı işaret ediyor gibi, katedilen çift şeritli yolların bazı noktalarında yolun ayrıldığına dair trafik levhaları dikmiş çünkü o. Ve daha da dikecek gibi görünüyor objektif bir bakış açısıyla bakıldığında.

Çınar
11 Şubat 2017

Ve yine bu sehirdeyim, İstanbul’da. Bu sefer ne yagmur altinda laptopumla yaziyorum bu yazimi ne de baska bir kotu hava kosulu. Sıkı giyinmeme sebep olacak bir hava var ama dondurmuyor beni yalnizligim kadar. Bu yuzden hissettigimi soyleyemem fazlaca havayi.

Yalnizligimi ayda bir 2 ya da 3 gunlugune memleketime gidip gezip gelerek kirmayi planliyorum ama bu is kosullarinda bunu sorun yapacaklarini dusunuyorum acikcasi her ne kadar isin basindan konussamda. Bir de ayin 1 inde belli olacak bir alim var, bir sirket Avm lere paramedik ariyor. Denizli ve Bursa da alim yaptiklari iller arasinda. Bakarsiniz CV mden etkilenirler ve gel calis derler. Calisma sartlari cok guzel, aylik verecekleri ucret ise idare eder seviyede. Kendimi birazcik kismayla kenara para atabilirim yani. Bakalim, ayin 1 ini bekliyorum onun icin.

İstanbul da yasiyorsaniz veya yasayacaksaniz motorlu bir arac sart. Yoksa bir yerden bir yere gitmek yerine evde sıkılmayı tercih edebilirsiniz ki hic bana gore degil. Salihli de bir tane motorum var, ehliyetime 300₺ civari bir sey yatirirsam motor ehliyetimi de alabilirim. Dusuncem o ki ehliyetimi alayim ve o motoru buraya getirebileyim. Boylelikle Pazar gunleri Ağva veya Şile taraflarına rahatlikla kacip keyif dinleyebilirim. Ne guzel degil mi? Tam aradigim sey, gezebilmek hem de ozgurce. Her ne kadar ozgurlugum sadece Pazar lardan ibaret olsa da canim sıkılırsa saat 7 den sonra gerek Uskudar gerek Kadikoy e de kacabilirim motorumla, benim icin cok ideal.

Soylemek istedigim baska bir sey de kalmadi aslina bakarsaniz. Eklemek istedigim tek notum ise imla hatalarina ve karakter sorununa takilmayin cunku telefondan yaziyorum bu yazimi. Bu seferlik de böyle olsun.

Çınar
22 Ocak 2017

Duygusal bir karmaşanın içindeyim şu sıralar. Hop oturuyorum hop kalkıyorum, hop gülüyorum hop gözlerim doluyor. Farklı bir durum yani. Durumdan şikayetçi değilim ama, biliyordum en başından böyle olacağını. Bazı kararları alarken göze almıştım bunları. İlaçlarımı bırakıp ben olduğumda karşılacağım zorluklardan sadece birisiydi bu: duygu değişimleri. Öfkelerim, aşırı duygusallıklarım ise karakterimin bütünleyicilerinden birkaçı. Hele bir de gurbet girecek işin içine kısa zaman sonra, değmen benim halime. Gönlüm olacak bir meyhane, kalbim olacak şair. Ama olması gereken bu, bazen acıyı çekmek gerek daha fazla gülebilmek için. Öyle bir durum bu, biliyorum.. Dahası mı? İnanıyorum. Zaman yenecek bazı acıları, Koray Avcı’nın dediği gibi: “Geçtim borandan kardan, yitirdim bahçeleri.”

Her şeyde vardır bir hayır. Hayat felsefem bu oldu, ne kadar güzel değil mi hayat felsefem. Her şey de vardır bi’ hayır. Kötü şeylerin altında bile iyi şeyler arıyorum. Mesela Muhittin’im ile İzmir’e gittiğimizde neredeyse kaza yapıyorduk. Çok ucuz atlattık, ama keşke yapsaydık. Sadece maddi hasarla kurtulacaktık belki ama bugün yaşıyor olacaktı can dostum. İki azar işitecektik babalarımızdan, belki ikişer tokat. Ama yaşayacaktık, hala birlikte gülüp eğleniyor olacaktık. Birlikte maceralara atılacaktık, yarı yolda bırakıp gitmeyecekti beni. Ona da bir şey diyemiyorum elinde olsa zaten gitmezdi biliyorum. Bunun altında bir hayır arayamıyorum ama, kardeşimin ölmesinin nasıl bir hayrı olabilir ki insanlara. Kendi halimizde takılıp giden insanlardık. Arada bir dağları tepeleri yakıp karakolluk oluyorduk ama kimsenin canına zarar vermezdik, çekinirdik. Bilirdik Allah verir Allah alır, en acısı da bu. Allah aldı, kanımca vakitsiz aldı. Vadesi doldu diyemiyorum ben kardeşim için daha 20 yaşındaydı. Ömrünün çeyreğinde. Hiçbir şey görmeden etmeden gitti, götürüldü. Allah’ın işine karışacak değilim, haddime değil elbet ama keşke biraz daha kalsaydı, biraz daha doysaydım dostluğun kelime anlamına. Karşılıklı oynayabilseydik düğünlerimizde, sağdıcım olabilseydi. O da beni bagaja tıksaydı mesela, neyse işte bahsettikçe içim yanıyor sadece. Allah sabır versin bizlere, geride bıraktıklarına. Toprağı bol olsun kardeşim, mekanı zaten cennet.

Diğer konulara değinmek gerekirse, Allah’ın izniyle yarın bir tarih verilecek. Diyecekler ki şu tarihte gel. 2014 yılında 7 ya da 8 Temmuz’da gittiğim tarih gibi bir tarih bu. Yeni başlangıçlar, ama bu sefer güçlü ve kuvvetli. Bu sefer İstanbul’u ve gurbeti tanıyan birisi olarak gideceğim. İnşallah yüzüm güler yüküm hafifler. Yoksa bu şehirde kaldıkça sadece içim yanacak. Sadece içim yanacak..

Not: Artık okumuyorum yazdıklarımı, sadece yazıp geçiyorum. Sürç-i lisan ettiysem, yanlış bir kelime kullandıysam affola.

Çınar
8 Ocak 2017
Gelmedim say…

Bugün bir arkadaşım ehliyete başvuracaktı ve evrakları tamamlanması gerekiyordu. Sabah 9.30 gibi bindim motora gittim, hava da buz gibi. Neyse buluştuk, fotoğrafını çektirdik, kan grubunu öğrendik poliklinikten sıra geldi sağlık ocağına gitmeye. Şehiriçi otobüsünü beklerken benim bu akıllı arkadaşım tutturdu sağlık raporunu dolduralım diye, bulunduğum yer ise otobüs durağı! Şöyle dedim:

-Sağlık ocağında kalem yok mu? Orada doldururuz şimdi doldurmak niye.

Aldığım cevapsa çok güzel bir cevaptı, hayatım aydınlandı bu cevabı duyunca, o kadar bilge bir cevaptı ki hazır olun söylüyorum, bir yerlere tutunun hemen.

-Keşke gelmeseydin!

Bu cevabı duyunca gerçekten düşündüm, dedim ki bu cevabın üstüne ne yapayım ben? Hiçbir şey yokmuş gibi yapayım devam mı edeyim yanında durmaya, yoksa olmaz kardeşim bu ne nankörlük ne terbiyesizlik deyip çekip gideyim mi diye. Düşündüm ve sonunda bir şey deme gereği duymadım, “Hadi görüşürüz.” dedim çektim geldim.

Sanırım yapabileceğim başka da bir şey yoktu. Gelmedim saysın o arkadaş…

Edit: Konuştuk hallettik, belki o an “Yapacak bir şey yok katlanacaksın.” desem lafı bile olmazdı bu olayın. Var benim de böyle sinirli hallerim işte, zamanla atlatırım inşallah :)

Çınar
2 Aralık 2016
Motor ehliyetine de başvurdum!

Merhaba arkadaşlar, 18 yaşımı doldurur doldurmaz araba ehliyetimi almıştım ve sıra motordaydı. Aktif olarak motor kullanmamdan dolayı artık motor ehliyetini de alma gereği duydum ve bugün sadece fiyatlarını sormak için Salihli’ye gittim. İlk girdiğim yerde 420₺ fiyat verdiler. Kredi kartına 2 taksit seçeneği ile bu ücreti ödedim ve gerekli evrakları aldım. B sınıfı varken A2 almak için gerekli evraklar şunlarmış:

  1. 4 adet biyometrik fotoğraf
  2. Sağlık raporu (biyometrik fotoğraflı)
  3. Adli sicil kaydı (Sabıka kaydı)
  4. İkametgah
  5. 2 adet kimlik fotokopisi
  6. 2 adet ehliyet fotokopisi

Yukarıdaki belgeleri yarın ayarlayacağım ve başvurumu tamamlayacağım. Allah’ın izniyle de Kasım sonunda motor ehliyetim de olacak :) Gelecek ne kadar tuttuğuna…

  1. 420 ₺ kursa yatırdım
  2. 133.70 ₺ Vergi dairesi harcı
  3. 108.5+20 ₺ Trafik harcı yatıracağım
  4. 70 ₺ direksiyon sınavı için yatacak.
  5. Ş.O. Harcı diyor 20 ₺, onun ne olduğunu bilmiyorum.

Yani toplamda 770 ₺ civarı bir şey tutuyor B sınıfı varken A2 almak. İlgilenenlere duyurulur…

Alta da almak istediğim motorun fotoğraflarını koyuyorum.

2015 ya da 2016 model Yamaha R25

yamaha-r25 r25 yamaha-r25-2

Çınar
30 Kasım 2016
Kara Pazar

Hayat, kan bağınız olmayıp kardeşiniz olan insanları saniyeler ile sizden kopartacak kadar da vicdansız.

Pazar günüydü… Ağabeyimle Salihli’nin girişindeki benzinlikte babamın arabasını yıkamaya gidiyorduk. Değirmen Odun Köfte’nin önündeki ışıklarda beklerken yanımızdan 45 SC plakalı kazalı bir araç çekicinin üstünde geçti… Aklıma kardeşim saydığım, tek dostum olan Muhittin Taylan Kaya’nın babasının, Ercan abinin, aracı geldi. Araç hurda yığınına dönmüştü, sağ önden vurulmuş şekilde, değildir dedim. Sıradan bir şekilde aracımızı yıkadık benzinlikte ve eve döndük.

İçime tarifsiz bir sıkıntı girdi, bu gibi durumlarda her zaman kardeşimin -Taylan’ımın- yanına giderdim…Müsademi aldım ailemden, bindim arabaya yola çıktım. Durasıllı’ya, can dostumun yanına gittim. Gittiğimde dükkan kapalıydı, “Pikniğe de gitmezler, herhalde köye gittiler.” dedim ve Taylan’ımın gitmeyeceğini bildiğim için seslenmeye başladım komik komik. “Tayo! Muttin! Muho! Kanki! Hooop! Leeen! Eeeey! Alooo, bak bi!”

Cevap gelmedi, komşu koştu geldi arabanın yanına verdi acı haberi: “Muhittinler kaza yapmış, babası, Ali (kardeşi) hastanede, Emine (annesi) de ona gitti.” Herhangi bir cevap veremedim, donup kaldım bi’ an. Sonra bastım geldim Salihli’ye. Nasıl geldiğimi bilmiyorum ama…

Devlet Hastanesi’ne kaldırmışlar Ercan ağabeyi de Muhittin’i de. Ercan ağabeyin yanına girdim müşahede odasına. Kalça da bir kırık, göğüs kafesinde iki, ama durumu iyi. Muhittin’imin yanına çıkmak istedim, yoğun bakımdaymış, uğradım yukarıya. Tam ben yukarı çıktığımda kardeşimi tomografiye indiriyorlardı. Onun başında indim.

Gözleri uyurken nasıl yarı açıksa öyle açıktı yine. Ağzından çıkan hortumla solutuyorlardı kardeşimi, kalbi atıyordu ama hiçbir ifade yoktu yüzünde. Bir iki detay aldım hemşireden, durumu iyi değilmiş, onu öğrendim. Tekrar yoğun bakıma kaldırdılar, ardından ameliyat…

Emine yengeye aşağıda iyi olacak diye telkinler veriyorum. Çünkü bana da öz ağabeyim bunu söylüyor. “Muhittin güçlü çocuk, başaracak, merak etme, iyi olacak, ayağa kalkınca yanında olacaksın…” Ama hepsi boşmuş, yalanmış, yanılmaymış.

Ameliyattan çıktıktan sonra doktoruyla konuştum. “Bize geldiğinde başına aldığı darbeden dolayı beyninde biriken kan kemik gibi olmuş, yapabileceğimiz bir şey kalmamıştı, başın sağolsun.”

Yıkıldım o an.

Tükendim.

Yutkunamadım…

Yanımda Ekin vardı… Gözümdeki yaştan, içimdeki acıdan ben olmaktan çıkmıştım ben. Ne yani, ben bir daha gezemeyecek miydim kardeşimle? Hep birlikte Kula volkanına tırmanamayacak mıydık? Evetti tümünün cevabı, Muhittin, kardeşim, tutunamamıştı hayata. Yalnız bırakmıştı 15 yaşındaki kardeşi Ali ile beni. Gelmeyecekti bi’ daha bizimle, takılmayacaktı. Saçma sapan şeylere gülmeyecektik bir daha… Dalgaya almayacaktık ciddi konuları, terlemeyecektik birlikte birilerine yardım ederken.. Dahası mı, gülemeyecektik bir daha beraber. Muhittin bize çok büyük bir kazık atmıştı çünkü… Tonlarca gezme planımızı şimdiden ekmişti.

Onun yatağında yattım birkaç saat. Onun için dinledim Emine yengenin feryatlarını, haykırışlarını. Onun için durdum Ali’nin yanında. Yoktu çünkü artık, Hakk’ın rahmetine kavuşmuştu… Benim kanımdan olmayan, ama öz kardeşim bildiğim bir dost, hatta tek dostum uymuştu Allah’ın emrine, gitmişti…

Bir hayatta böyle, pisi pisine bitmişti işte. Yanında bir sürü hayatı yalnız bırakarak.

Allah gani gani rahmet eylesin sana sevgili dostum.

Mekanın cennet olsun Muhittin Taylan Kaya…

Çınar
14 Eylül 2016
Otobüs yolculuğu ve ben

Yok, gerçekten yok yani. Biz ikimiz net olarak uyuşmuyoruz. Birkaçtır Manisa – İstanbul arasını otobüsle gidip geliyorum ve her yolculuğum sonrası direkt olarak işe geçiyorum. Durum böyle olunca çok kötü bir yorgunluk ve rahatsızlık duyuyorum. Evet evet, sadece yorgunluk olsa neyse ama ben rahatsız da oluyorum. Özellikle saçma sapan bir hale giriyor ki vücudum ben buna hala isim koyamadım. Araba ve uçak seyahatlerinde ise hiç böyle bir şey olmuyor. Bunu sanırım uykusuzluğa bağlayacağım. Uykusuz kaldığımda ya da uykumu alamadığımda ruhum bedenimin için kaybolmuş gibi oluyor. O yüzden bundan sonraki seferlerimde mümkünse uzun yolları otobüsle almamaya karar kıldım. 2 misli olsun ama uçak veyahut otomobil olsun.

Çınar
25 Haziran 2016
« İlk...23456...Son »

metin2 bilişim