Kaç zamandır kimle konuşsam ve keyif verici bir şeyler söylese yapıştırıyorum meşhur lafımı: “Hayat sana güzel!”. Bugün biraz düşündüm de değil, şimdi keyif yapan çoğu kişinin büyük bir derdi var: İş! “Okuyorum, babam bakıyor bana, hayat güzel, çiçekler açıyor, karnım aç değil, istediğimi alıyorum, istediğim yere gidip istediğim yeri geziyorum, orman ne güzel!” diyen akranlarımın çok büyük bir derdi olan işe ben hali hazırda sahibim. 2 yıldır çalışıyorum, sigortam yatırılıyor ve maddi anlamda yeterince rahattım büyük bir borcu (okul borcumu) ödüyor olmama rağmen. Tabii ki bu süreçte ailem de destek oldu. Neyse, şimdi iş diye bir derdim yok. Elimde imkanlarım da var, bileğime Paramedik gibi bir mesleği altın bilezik olarak taktım. Webmasterlık konusunda epey bilgim olduğunu, referanslarımın kabarık, portföyümün zengin olduğunu rahatlıkla söyleyebilirim. Eskiden de kendime çok güvenirdim ama elimde net olarak bir şey yoktu, sadece kuru bir özgüven. Kuru bir özgüven ile büyük işler başardım, bugün bu konumda olmamın en büyük sebebi bu kuru özgüvenim bunu reddetmiyorum ama dediğim gibi, fark ettim ki her şeyin sonunda hayat bana güzel. Çünkü bu yaşımda kabarık bir CV’ye, geleceğim için de güzel bir mesleğe sahibim.

Çınar
11 Haziran 2016

Yahu, yanlış vardır, doğru vardır. Vardır yani, olaya dışarıdan bakabilseniz yanlışı da doğruyu da görürsünüz. Yanlış yapıp bir de kendinizi savunmayın. Kısacası aptal aptal işler yapmayın…

Yanlışı yaptın mı? Yaptın. Uzatma, kes. Özrünü dile, affedilmeyi bekle. Karşındaki affeder elbet. Ama yanlışı yapıp bir de kendini savunuyor bu arada karşındakine b*k atıyorsan “Karşındakini suçlamayı kes artık.” diye.. Hadsizsin o zaman arkadaş. S*çtın bari sıvama. Temizle geç.

Dün 1, bugün 2. E o zaman hiç şüpheniz olmasın yarın 3, öteki gün 33 olur bunlar, gerek yok kimsenin canının sıkılmasına. Yanlışı doğru bilen kendi yanlışında boğulsun benim nazarımda, bu ben olsam da..

Bugünün özeti: Ne salak salak hareketler ediyosun sen ya? Ne salak salak hareketler ediyosun! Kaç yaşındasın sen? He, kaç yaşındasın? Dalyarak!!!  (Budalalığı yüzünden her zaman densizlik, küstahlık eden kimse)

Sıktın bugün canımı da.

TDK’deki açıklamasına göre kullandım, bakabilirsiniz: http://www.tdk.gov.tr/index.php?option=com_gts&kelime=DALYARAK

 

Çınar
28 Nisan 2016

Bizim düdüklü tencerenin geleneksel rahatsızlık verici ıslığı yetmemiş gelmiş banyomuza misafir olmuş. Evet evet, bildiğiniz düdüklü tenceremiz çamaşır makinemizi ziyarete gelmiş, üstüne başına bi’ şey de almamış, kapağını da mutfakta bırakmış..

Şakası bi’ yana, biraz önce bi’ duş aldım ama ne duş. Bizim sular hoppadak kesiliverdi. Saat gecenin 11’i. E benim de duş almam lazım, 2 günde bir aldığım rutin duşlardan, saç baş komple bi’ temizlik yani. Baktım su gitti, sordum gelmeyecekmiş yarın öğlene kadar. Olmaz ki öyle, bu duş bugün alınacak arkadaş!

Aldım…

Eskiden anamız ağabeyimle beni soba üstündeki ıbrıkta ısıttığı su ile yine sobalı odada yani salonda leğenin içinde bir güzel yıkardı. Şöyle olurdu manzara…

legende yikanan bebek

Ana ya, üşenmezdi. Haklı da kadın, ufacık bebeleriz biz nereden bilelim şofbeni çalıştırmayı, kendi kendimize duş almayı. Neyse gel zaman git zaman kendi kendimize duş alır olduk, büyüdük yani. Şimdi de o günleri yad ettim işte. Su kesik olabilir ama orada koskocaman damacana duruyor. “E anamız bizi yarım ıbrık sıcak su ile yıkıyordu vakti zamanında, şimdi biz bi’ düdüklü tencere sıcak suyla yıkanamıcaz mı?” dedim, “Haaaydi Bismillah!” deyip besmelemi çektikten sonra misafir ettim içi sıcak su dolu olan düdüklüyü banyomuza. Tabii leğen yok, artık leğen büyümüş küvet olmuş. “Alabildin mi duşunu?” diye soracak olursanız aldım valla, hem de öyle bir güzel aldım ki sanırsınız 5 yaşında çocuk leğenin içinde yanında bir ıbrık sıcak suyla duş alıyor.. O derece memnun ve mutlu şekilde. Bir nevi iyi oldu suların kesildiği, eski günleri yad etmiş oldum.

Bilmeyenler vardır illaki, içine su doldurup gerek bebek yıkamasında gerek mutfakta bulaşık yıkarken sıcak suya kaynak sağlayan meşhur ıbrık dediğimiz de şu:

ibrik_45_on_xl

Çınar
26 Nisan 2016
Yine bi’ İstanbul Klişesi…

Kadıköy’deyim. Kucağımda bilgisayarım karşımda batmak üzere olan bir güneş ve İstanbul.. Yazar değilim ben, sürekli bir şeyler karalarım ama adı konmuş bir yazar değilim. Şayet bu konuda kendimi bir şeyler de zannetmem. Kelimelere hükmedebilirim, güzel şeyler söyleyip etkileyebilirim onlarla sizi, ama neticesinde ne bir kitabım var basılmış olan ne bir şarkım var bestelenen. Sadece yağmur altında ıslanmakta olan bedenim, bilgisayarım ve klavyemden dökülen kelimeler..

Hiçbirisinin anlamı yok. Olmasın varsın, anlamlı bir şeyler yazmak için gelmedim ben buraya. En basitinden arkamda duran yabancı çiftin heyecanına ortak olmak kâfi bugünümü güzel kılmak için. Geldiğimde de güneş çoktan batmıştı zaten. Hava kapalı olunca güneş erken batıyormuş onu öğrendim. Umarım şu yağmur damlacıkları bilgisayarımı bozmaz, “Bozarsa vay halime.” diyeceğim de şirket bilgisayarı neticesinde, bozulsa da bana kaçan bi’ şey olmaz. En azından ben öyle düşünüyorum.

Neyse. Yağmur hafif dindi, gökyüzü parlamaya başladı arada bir. Yıldırım mı şimşek mi, artık hangisi ise Poseidon’un elindeki tırpan misali şeyden çıkanlar çakıp aydınlatıyor hafif hafif İstanbul’u. Vapurların gürültüsüne eşlik eden martı sesleri yok, gökyüzünün gürlemesinden olsa gerek. Dalgalar her zaman ki gibi bugün, ne hırçın ne sakin, takılıyor kendi halinde. Kayalıklara çarpan cam bira şişeleri her zaman ki gibi başkahramanımız bugün de. At dayı at, birasını iç, efkarını koy şişeye at denize. Denizi kirleten aslında bira şişeleri değil zaten, efkar. Neyse bugün yok ben de bahsettiğim bu olay. Bugün buraya neden geldiğimi bilmiyorum. Belki eve gitmemek için, belki ortamdan uzaklaşmak için, hatta belki de biraz temiz hava almak için. Her şey rutin, en azından bugünlük. Yarın ne olur Allah kerim.

Normalde bu vakitte buralar aydınlık olmalı keza şuana göre. Ama gökyüzü kapalı ve yağmurlu, telefonumda da neden beni de götürmedin diyen sevgili tripleri sıralanıyor yavaştan. Yahu ben kafa dinlemeye gelmişim, getirir miyim kimseyi yanımda, özellikle de şu zamanda? Tabi ki de getirmem. Neyse kelimeler işlendikçe beyaza kendimi piyanist gibi hissediyorum çok güzel notalar çıkaran. Ama değilim, hızlı yazmak sanat olsa kâtiplerden öte sanatçı mı olurdu? Neyse işte, bana da güzel hissettiren bu sanırım. Parmaklarımın arasından bi’ şeyler dökebiliyor olmak, estağfurullah yanlış anlamazsanız ortada olmayan kelimeleri var ediyor olabilmek hoşuma giden. Tanrıcılık oynamıyorum, ama güzel böyle hissediyor olmak. Allah’ın verdiği vücudum sapasağlam, duyu organlarım muhteşem şekilde. Daha ne isteyeyim ki?

Öyle deme Çınar, arkada duran şahin marka aracın çok güzel başka bir arabayla değişmesini isteyebilirsin. Cebinde 150 lira değil de ye ye bitmeyecek paran olmasını isteyebilirsin..

Doğru söyledin iç ses, isteyebilirim hatta istiyorum. Ama istiyorsam hak etmem gerekli, şu KPSS aradan çıksın, şu iş hayatı tam anlamıyla otursun, sonrasında hepsini istiyorum elbette. Şöyle güzel bi’ araba afillisinden. İstediğim başka şeyler de var elbet ama dile dökmek uygun değil, hepsi zamana bırakılmış şeyler. He bi’ de ben MacBook istiyorum Windows iyi güzel hoş ama onu da denemek istiyorum. Hatta onu da alırım ya, onu da istiyorum. Ulan ne az şey istiyorum ben be.. Neyse şimdilik bu kadarını hak ediyoruz ya da hak etmeye çalışıyoruz. Allah hakkımız olanı her zaman verirmiş zaten, el açıp O’na isteriz hakkımızı. Verir O da.. Eyvallah.

Neyse bakalım, yazıya başladığımda önümden bir tekne geçmişti şimdi Ufuk’ta görünmüyor. Karşımda ise muhteşem şekilde yıldırımlar çakıyor. Sırf bunun manzarası için bile kalınır burada saatlerce. Hem eve gidip ne yapıcam sanki, evde karı mı bekliyor?

Hadi kalın sağlıcakla, beni bırakın manzaramla başbaşa..

Çınar
24 Nisan 2016
Dertler derya olmuş, koy g*tüne.

Tuğçe Becerikli’nin okuduğu unuttun beni zalim şarkısı eşliğinde, uzun bir yolculuk sonrası yorgunluğumla ofiste çalışıyormuş gibi yaparken yazıyorum bu yazımı.. (Şarkı)

Son zamanlarda dilimde dönüp dolaşan argo kelimeler nihayetinde blog yazılarıma başlık olabilecek bir hale gelmiş, şimdi fark ettim. Neyse s*ktir et.

Dediğim gibi, şöyle bi’ baktım biraz önce bloga “Ulan ne yazdım, nedir durum?” diye. Dertlerim derya olmuş.. Hem de saçma sapan dertlerim. Pardon dertlerim demek bile abartmak olur, ne derdi? Canım blogu mahvetmek istemiş sanırım biraz. O eğlenceli, tatlı egolu, hafif gıcık bi’ o kadar çekici benden eser kalmamış blogta. Hep çer çöp. O yüzden buna dur deme vakti geldi, ben mutluyken yazanlardandım, mutsuzluğumu sadece Beyazlarım bilirdi benim. Şimdi Beyazlarımı karalamıyor değilim elbet ama blogu da Beyaz sanmışım, b*k yemişim. Blogu bildiğiniz dert adı altında zırvalıklar götürüyor. Neyse işte, bla gla cula.. Uzar gider bu girişgah. Uzatmamak en doğrusu. Dert yok, blog üstünden birilerine ültimatom vermek, birilerine yürümek, eski sevgiliye çemkirmek, bakın bende kötüyüm takılmak yok şu saatten sonra… (1 ay sonra yeniden bakıcam yazılarıma ve böyle olmadığını görücem)

Neyse işte, eğlenceli günler, dertsiz tasasız hoş zamanlar geri dönsün canlar. Baby on board yeniden.. Şuraya da bi’ öpücük smisi çizelim.  opucuk smi

Çınar
12 Nisan 2016
Bir derdim var içimde.

Bir derdim var artık tutamam içimde.
Gitsem nereye kadar, kalsam neye yarar?
Hiç anlatamadım, hiç anlamadılar.

Herkes neden düşman, herkes neden düşman.
Unuttuk hepsini, Nuh’un nefesini..
Gelme yanıma, sen başkasın ben başka.

Bir derdim var artık tutamam içimde.
Gitsem nereye kadar, kalsam neye yarar?
Hiç anlatamadım, hiç anlamadılar.

Bak bu son perde, oyun yok bundan sonra…
Işık yok, hiç bir şey yok, yok, yok, yok..
Bir derdim var!
Bir derdim var artık tutamam içimde.

Çınar
5 Nisan 2016
Normal değilim şu aralar

Zaten biliyordum normal olmadığımı. Kimse gibi değilim, benim gibisini de görmedim, görmediler.. Yani görmemişler işte her ne s*kimse. Ama son zamanlarda normalde olduğum kişiden biraz daha farklıyım. İyi anlamda mı, kötü anlamda mı inanın bilmiyorum, kafa da yoramam buna. Hatta bazen, bazen.. Neyse ya s*ktir edin onu da.

Ot gibi yaşıyorum son vakitlerde. Belki birazcık farklı ottan. Ama çok benzer. Sanırım normal olmamaktan farkım eski günlerde olduğu gibi yine içim dışım bir değil. Dışımda herkesin bildiği Ufuk Çınar var, içimde kendime has, kimsenin bilmediği birisi.

Normal değilim ben şu aralar. Savaştan kaçmış Suriyeli gibiyim biraz. Önüm arkam, sağım solum yıkıntı.

Çınar
3 Nisan 2016
« İlk...34567...Son »

metin2 bilişim